Aralık Ayı’ndan Dizi – Kitap ve Şarkı Favorilerim

İşte koca bir yılı devirdik… Umarım dolu dolu yaşayacağınız harika bir 2018 sizinle olsun! Kasım’da olduğu gibi Üşengeç Şef Ekibi olarak, Aralık ayında da izlediğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz ve favorimiz olan şeyleri yine sizlerle paylaşıyoruz. Harika önerilerimiz var. Haydi hazırsak hemen başlayalım.

Üşengeç Şef’in Sizin için Seçtikleri- Aralık Ayı – Favori 5 Dizi

1- Ufak Tefek Cinayetler

Yerli dizi izlemeyeli uzun zaman olmuştu. Avrupa Yakası benim için gelmiş geçmiş yerli diziler arasında hala bir numara olma özelliği koruyor desem yeridir. Son dönemlerde bir de Fi‘yi beğendiğimi söyleyebilirim. Ufak Tefek Cinayetler, başta aslında ismi nedeniyle dikkatimi çekse de, izlemeye hiç niyetim yokken, sağdan soldan, herkesten “Ay şöyle güzel!”, Ah böyle iyi!” yorumlarını duydukça, “Eh bi’ bakayım bari!” diye şans verdiğim ve ilk bölümü itibariyle kendimi kaptırdığım bir dizi oldu.

Oyuncu kadrosundan tutun da dizinin çekildiği yerler, oyuncuların kılık-kıyafetleri, dizinin konusu bir hayli ilgi çekici. İlk bölümü izlediğimde bana biraz Nicole Kidman‘ın da başrollerinde yer aldığı “Big little lies” dizisini anımsatmıştı, ki pek de alakaları yokmuş. Big little lies, hikayesi sondan başa doğru giden bir diziydi. Mert Fırat, Bade İşçil, Gökçe Bahadır, Aslıhan Gürbüz gibi başarılı isimlerim yer aldığı Ufak Tefek Cinayetler‘de ise, lise yıllarında birbirine çok yakın olan 4 kadının hikayesinde, aralarında en büyük zararı görenin, intikamla geri dönüş öyküsünü, sondan başa doğru gelişen gizemli ve karanlık ilişkiler şeklinde izliyoruz.

Uzun bir dizi olduğu için, süreyi doldurmak adına karakterlerin alakalı-alakasız yerlerde, uzuuuun uzun birbirlerine bakınmaları haricinde dizi için oldukça hoşuma gitti diyebilirim. Ben de kendimce bir yöntem buldum, diziyi normal yayın günü değil daha sonrasında internetten izliyorum ve bu sayede o tarz gereksiz uzatılan bakışma sahnelerini vs, istediğim gibi ileri sarabiliyorum. Bu haliyle, inanmazsınız ama, daha dizi biterken, bir sonraki bölümü sabırsızlıkla bekler haldeyim.

2- Black Mirror

2000’li yıllar.. Herkes için yabancı dizi denilince ilk sırada Friends‘in geldiği, How I met your mother, Smallville, Lost, Hero gibi birbirinden iyi dizilerle mest olduğumuz yıllar…. 2011’lere geldiğimizde Black Mirror dizisi bir anda hayatımıza girdi. Aralık 2017’de 4. sezonu 6 bölüm olarak Netflix‘de yayınlayacakları haberini aldığımız anda Black Mirror fanlarının hepsini bir heyecan kapladı, yalan değil!

Black Mirror konu olarak hayatımızın merkezini işgal eden teknolojiyle ilgili distopik (ütopiğin tam karşıtı) bir dünya yaratıp, gelecekte olacakları bize şimdiden enjekte eden bir dizi. Adı gibi gerçekten tam bir kara ayna! Her bölüm farklı bir teknolojik distopya ile karşımızda ve her yeni bölümle de bizi daha çok düşünmeye sevk ediyor. Bu sezon kimilerine göre geçmiş sezonlar kadar iddialı gelmese de, ilk bölüm hariç, ben beğendim. 5. sezonu beklemek zor olacağı için, en iyisi, 4. sezonun tüm bölümlerini bir oturuşta bitirmemek 🙂

3- Philip K. Dick’s Electric Dreams

Normalde televizyonla pek aram yoktur ama Netflix sayesinde son zamanlarda, akşamları eşimle kendimizi iyiden iyiye dizi izlemeye verdik. O bir diziye başlıyor ben o esnada notebook kucağımda, konsantre olup yazılarımı yazmaya çalışıyorum. Evet! Evde başka oda yok gibi, dip dibe olmayı seviyoruz. 🙂 Ekrana bakmasam da kulağım dizide oluyor. Eğer etkilenirsem, “Sanki konusunu bir özet geçersen, ben de sana eşlik edebilirim gibi” diyorum ve bana hitap ediyorsa, alıyoruz kuruyemişlerimizi çikolatalarımızı başlıyoruz dizimize. İşte Electric Dreams de bunlardan birisi.

Philip K. Dick, Amerikalı ünlü bilim-kurgu romanlarının büyük üstadlarından ! Söz konusu Philip K. Dick olunca kitaplarını da okumuş biri olarak bu diziyi çok merak etmiştim aslında. Konu olarak Black Mirror’ı hatırlatsa da aslında, tamamen vakti zamanında Philip K. Dick’in yazdığı hikayelerden uyarlama. ilk sezonu 10 bölüm ve her bölümde farklı bir konu ele alınıyor. “Modern toplumdaki gücün ve otoritenin doğasını, tüm rahatsız edici gerçekliği ile gözler önüne seren anti-ütopyaları” ile Orwell’ın 1984’ünü, Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sını okuduysanız ve o tarz şeyleri seviyorsanız bu diziyi de kesinlikle beğeneceksiniz.

4-  Anne with an E

Tarihte biraz yolculuk yapalım ve 19. yüzyıla gidelim derseniz Anne with an E dizisini mutlaka izleyin. Kendisi Anne of Green Gables‘ın diziye uyarlanmış hali… Animasyonu da mevcut ama ben yine Netflix‘ten çıkan bu dizi için, önce sıkılırım diye düşünürken, sonra sempati duydum. Gülmekle ağlamak arasındaki ayarı çok iyi tutturan, küçük bir kızın iç dünyasını, yaşama sevincini, hayallerini ve büyüyüşünü sergilerken, insanı bir şekilde içine çekmeyi başaran bir dizi. Her yaştan insanın oturup izlemesi gereken ve izlediğinde mutlaka bir şeyler öğreneceği, ilk sezonu 7 bölümden oluşan bu tatlı dizi, bir sonraki sezonu için de onay almış, lakin ne zaman çıkacağı hakkında henüz bir bilgim yok. Umarım çok uzun sürmez.

5- Dark

Netflix yapımı bir çok diziyi izledim ve halen izlemekteyim, herkes gibi ben de Dark‘ın daha çıkmadan sosyal medyada Stranger Things‘le yapılmaya başlanan karşılaştırma ve benzerlik teorilerine ister istemez şahit olmuştum. Dizi konu olarak Almanya‘da bir kasabada 33 yılda bir yaşanan kayıp olaylarını ele alıyor. Zamanda yolculuk oldukça fazla…Bir yandan da Netflix için bir ilk olma özelliği var Dark’ın… Çünkü orjinal dili Almanca olarak çekilmiş. Alışılagelmişin dışına çıkmışlar ve Amerikan yapımlarının havada uçtuğu bu sektörde, sırf bu özelliğiyle bile, aslında büyük bir risk almışlar. Çok zor bir bilim kurgu konusunu neredeyse sıfır hata ile çekmişler.

Dizinin Amerika’da geçmiyor oluşu, dilinin İngilizce olmaması bende inanılmaz bir merak uyandırmıştı.  Yıllar önce öğrendiğim Almanca alt yapımdan dolayı, alt yazıları okumadan anlayabildiğimde çok hoşuma gidiyor. Evlerin mimarisi, insanların giyim tarzları vs. incelerken pek sıkılmıyorum. İlk sezon gerçekten tatmin ediciydi, 2. sezonu sabırsızlıkla bekliyorum.

Üşengeç Şef’in Sizin için Seçtikleri- Aralık Ayı – Favori 5 Kitap

1- Zülfü Livaneli – Elia ile Yolculuk

Söz konusu Zülfü Livaneli olunca çok okunanlar listesinde olmasına şaşmamalı! Elia ile Yolculuk kitabında ünlü  bir yönetmen olan Elia Kazan ile Türkiye’de birlikte geçirdikleri zamanlardan kesitlerle kitapta yolcuğumuzu başlatıyor Livaneli. Amerika’da büyümüş bir Yunan olmasına rağmen Türkiye’ye sevgisi oldukça farklı olan ve kendini bizden biri gibi gören Elia, Anadolu’nun bir çok şehrini gezer ve Livaneli de bu gezilerde kendisine yol arkadaşı olur. Okumanızı tavsiye ederim.

2- Natasha Preston – Mahzen

Kitabın hikayesine göre; Long Thorpe kasabası olaysız ve gayet sakin bir kasabayken, bir gün 16 yaşındaki Summer ortalıktan kaybolur. Ne ailesi, ne de polisler hiçbir kanıt bulamazlar ve herkes Summer’ın öldüğünü düşünürken hiç umulmadık şeyler ortaya çıkar. Okuyun ve öğrenin derim. Normalde çoğu kitabın sonunu, daha ortasından doğru tahmin ederim ama Mahzen‘de bu böyle olmadı.

3- Fazıl Say – Akılla Bir Konuşmam Oldu

“İnsan iyi hissederse iyi yaşar. İyi ile sarmalandığında iyi şeyler üretir. İyi hissetmeyi, iyiye inanırsa bulur. İyiyi kimi insan Tanrı’da bulur, kimisi meleklerde… Kimisi çiçeklerde, kimisi ağaçlarda. Kimisi aşkta, kimisi sevgilide, kimisi çocuklarda, kimisi müzikte, kimisi fizikte. İyiden aldığımız güçle yaşarız. İyinin dokunduğu yerden filizleniriz. İyiden aldığımız güçle yaptıklarımız “umut” olur. 

Tabular ve önyargılarla insanlar birbirini düşman ilan ediyor. Çok da iyi bir dünya değil aslında burası. Yine de umutlarınızı yok etmeyin. Bu evrende iyi de var. Sabırlı ol. Güçlü ol. İçine çek nefesi. Hayatı, iyiyi içine çek. Evrendeki iyiden asla vazgeçme”

Her yıl beş kıtada verdiği yüzden fazla konser ve 47 yaşında ortaya çıkardığı 74 eseriyle, dünyaca ünlü besteci ve piyanistlerimizden olan Fazıl Say, 3. kitabı olan Akılla Bir Konuşmam Oldu”da bir edebiyatçı iddiasında olmadan, anılarını, denemelerini, müzik ve hayat üzerine düşüncelerini ve daha önce sosyal medyada yazdıklarını toparlayarak kaleme almış. Kitap dört bölümden oluşuyor: Dünyam, Yüzler, Şairlerim, Çocuklarım.

Fazıl Say, aynı zamanında eserlerinden birinin de adı olan Akılla Bir Konuşmam Oldu” isimli yeni kitabında, gençlere ilham olacak fikirleri, hayat tecrübesi ve yaşam felsefesini yansıtırken, çok yalın ve içten bir dil kullanmış. Hepimiz müzik dinliyoruz, peki dinlerken kaçımız çalan enstrümanlara söyleyenden daha çok dikkat ediyoruz? Kaçımız o enstrümanları çalanları merak edip sorguluyoruz? Çalışkanlık, ilerleme, üretim, yetenek ve bilgiye değer veren bir bakış açısı ile insanları, çocukları ve gençleri müzik yapmaya motive etmek isteyen, insanı sorgulamaya teşvik eden bir kitap bu… Bir sanatçı gözünden gündemi görmek ve eserlerde verilen emeği hissetmek adına önemli bir eser.

4- Mark Manson – Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı

Mark Manson son günlerde adını çok duyduğumuz bir blogger. Kendisi kişisel gelişim üzerine bir kitap yazmış ve 2017’de çok konuşulan ve okunan isimlerden birisi olmuş. “Peki ama ne yapmış bu adam da kişisel gelişimde bu kadar başarılı olmuş?” diyorsanız hemen söyleyeyim; kitap bildiğimiz klasik kişisel gelişim kitaplarına resmen tepki olarak yazılmış, yazar kendi hayatında neleri tecrübe etmişse hepsini çok yalın ve güzel bir dille okuyucuya aktarmış. Keyifli bir kitap. Hatta bazıları için başucu kitabı olacak nitelikte!

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı kitabının tanıtımında Mark Manson diyor ki:

“Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak. Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir.”

5- Stefan Zweig – Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Bir çok kitapseverin kütüphanesinde ilk sıralarda bulunan muhteşem bir Zweig klasiği… Stefan Zweig‘in yeri bende çok ayrı, her ne kadar eskilerden de olsa, anlaşılır dili ve işlediği konularla tam bir Türk filmi esintisinde. Bilinmeyen bir kadının mektubu da tam anlamıyla klasik bir  Türk filmi hikayesi. Gerçekte kim olduğu bilinmeyen bir kadının, platonik aşık olduğu adama yazdığı mektubu kitap boyunca okuyoruz. Sonu gerçekten çok sarsıcıydı. okumadıysanız eğer mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Üşengeç Şef’in Sizin için Seçtikleri- Aralık Ayı -Yerli-Yabancı Favori 5 parça

Yabancı Şarkı

  • Shawn Mendes – Treat you better
  • Ed Sheran – Shape of You
  • Bruno Mars – That’s what I Like
  • LP – Lost on You
  • Dua Lipa – New Rules

Yerli Şarkı:

  • Tarkan – Beni Çok Sev
  • İrem Derici – Bazı Aşklar Yarım Kalmamalı
  • Ferhat Göçer feat. Volga Tamoz – Günah
  • Hadise – Sıfır Tolerans
  • Ceylan Ertem – Zalım

Aralık ayı playlistimden seçtiğim 5 yerli ve 5 yabancı şarkı favorimi de buraya bırakıyorum. Bakalım benim tercihlerim arasında hangileri, sizin de hoşunuza gidecek… Önümüzdeki ay bir sonraki favoriler yazımda görüşmek üzere! Hoşçakalın! 🙂

5 yorum yapıldı

  • Üşengeç şef ekibi yine favorileri belirlemiş hepsi deee birbirinden güzel seçenekler beğenilmiyecek gibi değil ki önümüzde kii ayı merak eder oldum şimdiden sabırsızla bekliyor olacammm…

  • Hııım, harika şeyler okudum öz önce.
    Kitaplara düşkün bir kız olarak oraya yoğunlaşmak istiyorum. Bilinmeyen bir kadının mektubu adlı kitabı merak ettim. Bulur bulmaz okuyacağım.
    Bu güzel yazı için teşekkür ediyorum Şefçim. Bir dahaki yazını sabırsızlıkla bekliyorum. 🙏

  • Mükemmel bir yazı olmuş ! ❤ Favorilerinizle zevklerim inanılmaz uyuşuyor. Hepsine tek tek göz atacağım. Sevgiler ❤

  • Bu yazı dizisini seviyorum çünkü sizin zevkinize çok güveniyorum misal Dark ı ben de aynı sebeplerden seyrettim bir farkla benim Almanca sıfır :)) ve Black Mirror aynen sizin gibi bitmesin diye ara ara seyrediyorum. Kitaplar da okunası kitaplar olmuş hemen isimlerini not ettim Mark Mansonun ki hariç onu okuyup çok beğendim zaten.Şimdiden Ocak favorileri için sabırsızlanıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir