reklam

Marmarina Saraylı'nın Osmanlı Lezzetleriyle Bodrum'da Bir Yılbaşı

Biliyorum nerdeyse yeni yıl geliyor, "Bodrum yazısı da nereden çıktı?" diyenleriniz olabilir ama bilmenizi isterim ki, Bodrum benim için sadece yazın gidilen bir tatil beldesi olmaktan çok daha fazlası ve şimdi anlatacağım mekan ise Bodrum Yalıkavak Marina'da, tüm yıl boyunca hizmet veren harika bir aile işletmesi. Evet! Bugünkü gastronomik yolculuğumda, Osmanlı Saray Mutfağından örnekleriyle, konuklarına sultanlara yaraşır bir ziyafet yaşatırken, o muhteşem marina manzarasıyla da, insanı adeta büyüleyen bir restorana; "Marmarina Saraylı"ya götürüyorum sizi. Hazır mıyız? Hadi o zaman ver elini Bodrum! :)




Seyahat yazılarımdan takip ediyorsunuzdur. Çok değil, henüz 1-2 ay öncesine kadar sık sık Bodrum'daydım. Bunlardan birinde Türkbükü'nde yine tüm yıl boyunca hizmet veren Pitahaya Kitchen'ın, çalışkanlığı ve pozitifliğiyle kendime "rol model" aldığım sahibesi Mine Hanım, Yalıkavak Marina'da "Marmarina Saraylı" isminde yeni bir mekan tavsiyesinde bulununca, hemen arayıp, rezervasyonumu yaptırdım.

İşte bugün o gün! Az sonra çıkacağım şu bir kaç basamakla, Marmarina'nın saray lezzetlerine ulaşmama sadece saniyeler var. Bakalım üst katta bizi neler bekliyor? :) 





Teras kat adeta rüya gibi! Bu kadar şahane bir panaromik manzara beklemiyordum doğrusu.



Marmarina Saraylı tam bir aile işletmesi. Sahipleri Gülşen Coşanöz ve Alphan Birleşik, çok tatlı bir anne-oğul. Bundan önce Antalya'da 24 sene işlettikleri bir mekanları daha olmuş. Osmanlı saray mutfağını tüm dünyaya en iyi şekilde tanıtmaya ahdetmiş, tam 32 senelik bir tecrübe var karşımda dile kolay.


Otelcilik ve Yeme-İçme Yönetimi eğitimi aldıktan sonra, Türkiye'nin önde gelen lüks otellerinde misafir ağarlama sanatı ve protokol yöneticiliği görevlerinde bulunan Alphan Bey, kusursuz olabilmesi için restoranın servis yönetimiyle ilgilenirken; Marmarina'nın mutfağı ise "Aşçılık bir sanattır, aşkla ve şevkle yapılmalı" diyen ve mesleğinden bahsederken gözlerinin içi parlayan, anne Gülşen Hanım'a emanet.

Yeme-içme sanatında özellikle 3 unsur, onun için çok fazla önem arzediyormuş ki bunlar;
  • Görsellik
  • Damak tadına hitap,
  • Sindirim Sistemiyle olan uyum
Yani bir yemeğin görünüşü şahane olup, tadı da o an için çok hoşunuza gitse bile, "evinize gittiğinizde midenizi rahatsız ediyorsa, yediğinize yiyeceğinize pişman eder" diyerek özetliyor durumu ki, bence çok da haklı. Bu sebeple yemeklerinde kesinlikle endüstriyel ürün kullanmıyor. "Çünkü öyle olsa, suni bir tokluk hissedilir, biraz sonra yine acıkılır" diye açıklıyor.

Tüm ürünlerinde köy tereyağı, köy zeytinyağı ve mevsimsel sebzeler kullanırken, Marmarina Saraylı'nın mutfağında asla sera ürününe de yer vermiyorlarmış. Et suyunu, etten; tavuk suyunu tavuktan yapıyorlar sıfırdan. Direkt yerli tohum köylü mahsullerini alıyor ve daha masraflı da olsa kaliteden ödün vermeyerek, Macrocenter'ın sertifikalı organik ürünlerini seçmeye özen gösteriyorlar. Bu sayede deunutulmaya yüz tutmuş, Osmanlı saray mutfağını layığıyla ve en gerçek koşullarda tekrar canlandırmaya çalışırken, aynı zamanda misafir memnuniyeti odaklı bir hizmet sunuyorlar. Ne mutlu değerlerimize sahip çıkan, böyle idealist insanları tanıdığımıza...



Kar gibi bembeyaz dantel masa örtüleri, köşeleri işlenmiş peçeteler, berjer koltuklar, şık abarjurlar... Dekorasyondaki sadelik ve sıcaklık, beni hemen sarıp sarmalıyor. Gülşen Hanım da benim anne tarafım gibi sarışın, renkli gözlü, ince, uzun, tipik bir Balkan göçmeni. Hani "kan çeker" denir ya, öyle de oluyor gerçekten:)



Yemek aralarında farklı lezzetler arasında, konukların ağız tadlarının değişmesi için ikram ettikleri, Osmanlı mutfağında da yaygın olarak kullanılan ve 40 çeşit baharattan yapıldığı söylenen Temurhindi (Demirhindi) Şerbetinin sunumu bile burada işte böylesine şık ve zarif.




Annesinin evindeki antre avizesinin kristal taşlarını, masa örtüsünün kenarlarına ağırlık yaparak değerlendirdiği masamızın üzeri, Ege mavisi tabaklar ve birbirinden davetkar mezelerle bezenmiş.






Karşımızda gecenin karanlığına inat; dolunay ve yakamozlarla ışıl ışıl parıldayan bir deniz, yemyeşil palmiye ağaçları ve mega yatların sıralandığı enfes bir marina...




Yemeklerin hangi birinden anlatmaya başlayayım bilemedim. Barbunya ve Maş Fasulye yanında masamızı süsleyen soğuk mezelerden renkli Biber Dolması, özellikle vegan ve vejeteryanlar için Kinoalı Sebze karışımıyla hazırlanmış. 







Yoğurt sosun yanında tüm albenisiyle uzanan biber ve kabak kızartma tabağından mı başlasam, yoksa Osmanlı'da "Teke" diye geçen "karides"le ve zerdeçallı pilavla hazırlanan Enginar Salatasından mı öyle kolay karar veremiyorsunuz.




İddia ediyorum böyle başarılı bir Enginar Salatasını başka yerde yememiş olabilirsiniz! Gerçekten de tek kelimeyle bayıldım!:)





Pazılı Zeytinyağlı Saray Sarmaya gelince, vişne ve yeşil mandalinayla sağlanan hafif buruk tadıyla yine çok özel bir lezzet olmuş. Buraya geldiğinizde "muhakkak denenecekler" listenizde olmayı kesinlikle hak ediyor.




Gülşen Hanım'ın 2012 yılında menüye aldığı "Kavun Dolması", dünyanın başka bir yerinde kolay kolay bulamayacağınız, bu akşamın en özel lezzetlerinden biri olarak tarihe adını yazdırıyor. 

Köylülerden alınan yerli tohum tarla kavunlarından, 1 saat hazırlık sonrası, fırında çok ağır ateşte 3 saat pişirilerek yapılan bu meşakkatli yemeğin içinde, hiç pirinç bulunmazken, onun yerine kıyma, badem, soğan, çam fıstığı, kuş üzümü ve Osmanlı baharatları kullanılmış.





Osmanlı saray mutfağına özgü bir tavuk yemeği olan "Mahmudiye" ise içeriğindeki bal, kuru meyveler ve tavuğun ilginç uyumuyla damağınızı şaşırtmak konusunda iddialı.




Kuru meyve, çerez ve baharatlarla hazırlanan ve servis tabağında titremesi ama dağılmaması arzu edilen "Paluze Tatlısı" tam kıvamında... Üzeri tarçınlı çok hafif ama eşsiz lezzetiyle Saray Helvası da, yine bu güzel gecenin finalinde beğeniyle denediğimiz tatlılardan...



Efsane bir ekiple, şahane bir akşam geçirdiğimiz, aynı zamanda yeni ve kaliteli dostlukların temelini attığımız unutulmaz bir geceyi bu hatıra pozu ile kapatırken, Marmarina Saraylı'ya ilk fırsatta gitmenizi kesinlikle tavsiye ederim. 




Hatta bu hemen alttaki fotoğraf Bodrum'da "bugün" (16 Aralık'ta) çekildi desem? İnanabiliyor musunuz havanın açıklığına ve gökyüzünün maviliğine?

Of! Şimdi bunları görünce, benim yine çok fena Bodrum aşkım depreşti:) Uçağa atlayıp bir sabah Marmarina'nın serpme kahvaltısına gelsem de bu güzelliklere karşı mis gibi çayın yanında o pofuduk puf böreklerini, ev yapımı kaymaklarını, reçellerini doyasına tadabilsem keşke. Bir dakika yahu! Diyettesin sen! Kendine gel:) 



Yazın sona ermesiyle, 35 kişilik açık, 35 kişilik kapalı bölümleriyle, çok keyifli bir kış bahçesi yapmışlar. Hele de yeni yıla Bodrum'da girmeyi planlıyorsanız, Marmarina Saraylı'daki Yılbaşı Partisi şıklığı ve nezihliğiyle size ilaç gibi gelecektir.




2016'nın ilk dakikalarına girerken, Müzisyen Cüneyt Akgün'ün canlı performansıyla Türkçe, Fransızca, İngilizce, Yunanca, İspanyolca şarkılar eşliğinde, bu doyumsuz Palmarina panoramasının tadını, çok özel ve doğal ürünlerle hazırladıkları muhteşem bir menüyle çıkaran sınırlı sayıda insandan biri olmak için, rezervasyon yaptırmayı unutmayın. (Rez:(0543) 252 02 52)



------------------------------------------------
Değerli Okuyucularımdan Minik bir Rica:


Eğer yorum yazmak ya da soru sormak isterseniz, unutmadan önce bir şuraya tıklayarak, bloguma üye olmayı unutmayın ki, yazılarınız "Adsız" çıkmasın, ben de sizi tanıyabileyim, olur mu? :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)