reklam

Kelebeğin Rüyası TV'de Gösterime Giriyormuş

2013 Los Angeles Türk Film Festivali'nin de açılış filmi olarak seçilen, Amerika’da yapılan “86. Oscar Academy Ödülleri” için En İyi Yabancı Film Dalında ülkemizi temsil eden "Kelebeğin Rüyası" filmini eğer sinemada izleme şansınız olmadıysa, bu Cuma Digitürk Moviemax'de gösterime giriyormuş.

Zonguldaklı iki genç şairin, gerçek yaşam hikayelerinden esinlenerek hazırlanan etkileyici senaryosuyla, geçtiğimiz Şubat ayında, 578 sinema salonunda gösterime girerek, yüksek bir gişe başarısı elde eden ve şimdi TV'de tanıtımları dönerken bile tekrar heyecanlanmama sebep olan bu film hakkında hazırladığım yazımı, gözden kaçıranlarınız için yine yayınlıyorum.

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

"Dün gece bir düş gördüm
Düşümde kelebek olduğumu gördüm
Şimdi düşünüyorum...
Ben kelebek olduğunu düşünen bir insan mıyım?
Yoksa, insan olduğunu düşünen bir kelebek mi?"



Yılmaz Erdoğan’ın senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı Kelebeğin Rüyası; Zonguldaklı iki genç şair Rüştü Onur (Mert Fırat) ve Muzaffer Tayyip Uslu’nun (Kıvanç Tatlıtuğ) aşk ve şiiri, veremle olan savaşlarına tercih etmelerini, karşılığında sadece sevgilerini ve şiirlerini bırakarak bu dünyadan genç yaşta göçüp gitmelerini anlatan 128 dakikalık bir dönem filmi...

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Muhteşem ötesi görüntülerinin yönetmenliğini Gökhan Tiryaki'nin üstlendiği ve IMDB notu 7,8 olan Film, fragmanı sebebiyle, iki şair arkadaşın, aynı anda beğendikleri kız uğruna şiir yazarak yarışacaklarını ve kız hangisinin şiirinden etkilenirse, onunla diğerinin, kız uğruna aralarının bozularak, savaşacaklarını filan sanıp, yine her zamanki klişelere kendini hazırlayanları, en güzel şekilde ters köşeye yatırıyor. 

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Kısaca konusunu özetlemek gerekirse; 

Tek parti hükümeti ve1941 Türkiyesi... Zonguldak’ta yaşayan 13-50 yaş arası her erkeğin, madende çalışmakla mükellef kılındığı yokluk yılları... Yakın arkadaş olan Muzaffer  ve Rüştü ise verem hastası oldukları için yer altında çalışmaktan kurtulmuş.

Tüm yokluk ve hastalıklarına rağmen, şiir yazma tutkusuyla yanıp tutuşan bu iki şairin, şiire bahane olarak gördükleri aşk; kentin ileri gelenlerinden Zihni Bey’in kızı Suzan'ın (Belçim Bilgin) şehre gelmesiyle tekrar canlanıyor. Bu süreci dönemin şartları altında en güzel şekilde yansıtan filmin, özellikle ilk yarısında yer yer gülümseten sahnelere de yer verilmiş. 

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Şiirin ete kemiğe bürünmüş halleri gibi hissettiren, güzel ruhlu iki şairin romantik heveslerinin, hayat karşısında yavaş yavaş solduğunu gösteren film, aslında sadece iki şairin acıklı hikayesi değil... O dönemin ve mükellefiyet yıllarının da bir portresi. "Mükellefiyet yılları derken?" diye merak edenleriniz için "aa nası bilmezsiniz?" diye hiç ukalalık yapamayacağım, çünkü ben de bilmiyordum ama okuyup öğrendim işte.

Meğersem Osmanlı’nın kömür ihtiyacını karşılamak amacıyla hazırlandığını, araştırarak bilgi sahibi mükellefiyet yasası diyormuş ki: “Ereğli’nin 14 kariyesinde 13-50 yaş arasındaki erkekler kazmacı, kürekçi, direkçi olarak çalışmakla mükelleftir.” 

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Bu madde uyarınca, insanlar zorla madene sokularak, çok zor şartlar altında çalıştırılıyormış. Görevden kaçanları engellemek ve disiplini sağlamak için alınan önemler ve uygulamalar ise inanılmaz. Sık sık yaşanan grizu patlamaları ve kazalarda toplu ölümler oluyor ve "Bit mücadelesi" adı altında tüm maden işçileri herkesin ortasında zorla çırılçıplak soyundurularak, buhar kazanlarına sokuluyormuş. 


kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Film; Sosyo-ekonomik çerçevenin etki-tepkilerinin izlerini karakterler üzerinde yansıtırken, bir tarafta; acı içinde perperişan evlerde, aç bilaç yaşanan ve çoğu yer altında geçen hayatlar, diğer tarafta; bu durumun tam aksine tenis turnuvaları, vals dersleri ve balolarla gününü gün eden bir kesimi de gözler önüne sererek, insanı derinden etkiliyor.

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Aslına bakarsanız 2.Dünya Savaşı yıllarını ve fakirliği işliyormuş gibi yaparken, bir diğer yanda da, aslında şirin bahanesi olarak gördükleri "aşk"la aklını bozmuş iki şair dostu, bir odaya kapatarak, "bağımsız sinemaya" da göz kırpıyor. (Eh izin verin de , aralara biraz da sinema analistlerinin klişe sözlerinden sıkıştırayım:) 

Evrensel oyunculuk anlamında; "metod oyunculuğu" tarzında inanılmaz bir örnek sergileyen ve rolünün hakkını verebilmek uğruna, aşırı derecede zayıflayıp, kemiklerinin sayıldığı sahnelerde, izleyicilerin üzüntüden nefeslerinin tutulmasına sebep olan Kıvanç Tatlıtuğ'un; sade, tertemiz ve abartıdan uzak sinema oyunculuğu karşısında şapka çıkarıp saygıyla eğiliyorum. O derece! :)


kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Geçen seneki Oscar ödüllerinde pek çok tahmini doğru tutturmuş naçizane bir izleyici olarak, genç kızların ondan bahsederken söylediği ismiyle "Kıvanç Baldan Tatlıtuğ'un" bu filmde Oscar'lık bir performans sergilediği kanaatindeyim. "Şahsi görüşüm" demiştim, katılırsınız katılmazsınız bilemem :)

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Mert Fırat da oldukça iyi.. Aralarında çok başarılı şekilde sağlanmış bir uyum var ve kimse diğerinin önüne geçmeye çalışmıyor. 
Mediha rolüyle Farah Zeynep Abdullah ve Behçet Necatigil karakteriyle Yılmaz Erdoğan, abartısız ve gerçekten başarılı oyunculuklar sergilenmiş.

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Söylemeden geçemeyeceğim tek şey; "eş kontenjanından filme dahil edildiği" ileri sürülerek çok eleştirilen Belçim Bilgin... 

Elinden geleni yapmaya çalışsa da, 30 yaşında bir hanım olarak yüz ve fiziği maalesef, lise öğrencisi kompozisyonunda belki pek inandırıcı olamamış ama, ben yine de sadece eş kontenjanından bu role uygun görüldüğünü düşünmek istemiyorum. Çünkü ortada çok ciddi bir prodüksiyon bütçesi var, bu iş şaka değil. Ama şu var ki insan; kendini böylesine içine çeken bir filmin tam odağında otururken, onun olduğu sahnelerde, sinemanın büyüsünden biraz çıkıp, dışarıdan izleyen ve bunun gerçek değil, bir film olduğunun tekrar farkına varan kişiye dönüşebiliyor.

kelebegin-ruyasi-belcim-bilgin

Sonuç olarak, her ayrıntısını kaçırmadan izlemeye çalıştığım, gerçekten rüya gibi bir filmdi... Balık hafızalı olmama rağmen, söylenen güzel sözleri ezberleyebilmek umuduyla, içimden tekrar ettiğim bile oldu. Hani güzel bir rüya görürken de olur ya, bir yandan bunun bir rüya olduğunun farkında olsanız da, "aman ben bunu unutmayayım" dersiniz... İşte aynen o duygu!

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Zaman zaman sadece tek bir damlanın kirpiğimin ucunda donup kaldığı, zaman zaman da fütursuzca gözyaşı döktüğüm filmden, kurbağa gibi gözlerle çıktıktan sonra, uzun süre bir hüzün duygusu sardı içimizi. "Eee Nası buldun?" sorusuna "çok iyiydi" cevabından çok daha fazlası vardı yüreğimizin tam üstüne oturup kalan... 


kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Garibanlığı, aşkı, çaresizliği ve verem gerçeğini düşünüp, üzerine konuştuk biraz.  Sonra baktık olmayacak, bir daha konuyu açmamaya çalıştık çaktırmadan ikimiz de... Ama fark ettim ki etkisinden öyle kolay kolay çıkılacak gibi değil aslında...

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Dev bir prodüksiyon örneği sergilenerek, Gökhan Tiryaki'nin üstün görüntü yönetmenliği sayesinde, çok iyi kadrajlarla, sadece sokaklarına değil, neredeyse tüm Zonguldak'a yer verilen ve bol bol dış mekan kullanılmasıyla, dönem filmi atmosferi sağlanması konusunda da Türk Sineması için dönüm noktası olan Kelebeğin Rüyası'nın, Yabancı film dalında Oscar alamamasına üzülmedim desem yalan olur.

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug


Aslına bakarsanız, ödülü geçtim, sırf şiir okunmasını bir nebze de olsa özendirecek olması bile, bence bu filmi sevmek için güzel bir neden... 

kelebegin-ruyasi-kivanc-tatlitug

Gencecik yaşta göçüp gitmiş, ama gönül verdikleri şeyi yapmaktan ödün vermemiş şairlerimizi yücelten bir Senarist ve Nuri Bilge Ceylan’la olan deneyiminin de etkisiyle harika bir film ortaya koyan ve kendisi de Şair olan Yönetmen Yılmaz Erdoğan'ı tebrik ediyorum.

kelebegin-ruyasi-yilmaz-erdogan


3 yorum:

  1. ne güzel yazmışsın..keyifle okudum... eline,yüreğine sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Beğenmenize çok memnun oldum:)
      Sevgiler,

      Sil
  2. the life before her eyes.ums thurman 2007 yılı yapım film.izlemediseniz.nacizane. tavsiye))

    YanıtlaSil

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)