reklam

Bu Cafe'de Çalışanların Herkesten Fazlası Var, Eksiği Yok!

Yanımda en sevdiğim arkadaşlarımdan başarılı çocuk Psikoloğu Melis Agrasoy ve onun 7 aylık minik oğlu ile birlikte elimizde puset ve çantalarla, Down Cafe'den içeri girer girmez pozitif bir enerji bizi sarıp sarmalıyor. 

İlk olarak, kendini bu çocuklara adamış mekanın yetkilisi Sibel Hanım ve mutfak bölümünde çalışan gönüllü anneler tarafından karşılanıyoruz ve kendimizi tanıtıp, başlıyoruz sohbete.


Down Cafe'de hepsi İstanbul Zihinsel Engelliler Vakfı (İZEV) okullarında okumuş, 20-30 yaş aralığında yaklaşık 25 genç, dönüşümlü olarak her gün ortalama 5-6 kişilik ekip olacak şekilde, haftada 1-2 gün görev yapıyor. Gerek servis, gerek bulaşık, gerek etrafın temizliği onların sorumluluğu altında. Tabi arkalarında çok sevdikleri Sibel Teyzeleri ve gönüllü anneler de var. Anneler tüm özverisiyle, her zamanki gibi çocuklarının bir numaralı desteği. Hem sabahları dükkana çocuklarıyla beraber gelip, akşam üstü beraber dönüyorlar, hem de gün içinde onlar da gerekirse servise yardım ediyorlar. 

Cafe'nin bulunduğu bina, Şişli Belediyesine ait ve kendilerine Başkan Mustafa Sarıgül tarafından bilabedel olarak kiralanmış ve Saruhan Bey isminde bir bey tarafından kurulmuş. Anladığım kadarıyla kendisi de çok ilgili bir baba... Genelde çocuklara destek verenler arasında sayılan diğer isimler, nedense hep annelerden oluşuyor.


İktisadi bir işletme olup, vakfa yük bindirmemek için, Alternatif Yaşamı Destekleme Derneği kurup, "tost, çay, kahve gibi daha basit şeyleri satışa sunar, gelir sağlarız" diye düşünürken, cesur bir adım atarak, hedef yükseltip, ev yemekleri yapmaya başlamışlar. 

O günün menüsü Karnıyarık, Zeytinyağlı fasulye ve Pilavdı. Öncesinde Patatesli kremalı güzel bir çorba içtik. Yemek fiyatları çok makul. Etraftaki iş yerleri ile anlaşma yaparak, toptan fiyatlandırma da yapıyorlar.


Cafe açıldıktan ve hizmete geçtikten sonra, Üniversitelerin böyle bir kaynağa ihtiyacı olduğu ortaya çıkmış. Özel eğitmenler, okullarda istediği kadar teorik bilgi alsalar da, derslerin yeterli kalmadığı noktadaki pratik ihtiyaçlarını, tezlerini bitirdikten sonra gelip, buradaki gençleri izleyerek, onların verdiği servisi bizzat yerinde inceleyip, arkalarında durulduğunda zihinsel engelli de, bedensel engelli de olsa çocukların ne kadar gelişim gösterip, topluma entegre olabildiklerini, bizzat görme şansı elde etmişler. 



Cafe'nin içi cıvıl cıvıl, rengarenk. Duvarları süsleyen ve aralarında bu özel çocukların yapıtları da bulunan tüm resimler, aynı zamanda Vakfa gelir amaçlı olarak satışa sunuluyor. 


Biz de giderken öyle kuru kuru, elimiz boş gitmek istemedik ve arzu ederlerse kendileri kullanıp, isterlerse de nakde dönüştürebilecekleri sürprizler hazırladık onlara... Gelir amaçlı değerlendireceklerini belirtip, çok sevindiler.


Aynı şekilde aklınıza gelen maddi dönüşümü olabilecek her türlü desteği siz de yapabilirsiniz. İster mutfak alışverişi yapıp gidin ve poşet poşet bağışlayın, ister daha büyük bir şey. Sonuçta en basitinden, sebze, meyve ve ya bir paket un bile götürseniz,  bu düşünceli davranışınızdan ötürü, çok çok memnun olurlar, emin olun buna... 


Sponsorları olmadığı için, yollarına aynı kararlılıkla devam edebilmek için her türlü desteğe ihtiyaçları var. Zamanında Ayşe Arman Hürriyet Gazetesi'nde onlar hakkında bir yazı yazdığında oldukça ilgi görmüş ama maalesef sonrasında bunun hiçbir maddi geri dönüşü olmamış ve konu yine unutulmuş gitmiş. Kolay unutan bir toplum olduğumuz için maalesef ara ara hatırlatmakta fayda var.


"Bu cafe'de çalışanların herkesten "fazlası var, eksiği yok!" dedim ya başlıkta... Öyle haybeden söylenmiş bir söz değildi bu... İlginçtir ki; normal insanda 46 kromozom varken, Down Sendromlularda 47 kromozom bulunuyor ve bu durumun tek sebebi gerçekten o ekstra kromozom.

Sadece Down sendromlu değil, Zihinsel Engelli ve Otistik çocuklar da var burada... Ortak yönleri, hepsinin İstanbul Zihinsel Engelliler Vakfı  okullarında okumuş ve mezun olmuş olması. 

Bir insanın zihinsel veya bedensel engelli olması öyle pamuk ipliğine bağlı ki... En basitinden, doğum esnasında boynuna kordon dolanması bile bir kaç dakika oksijensiz bıraktığı bebeği, zihinsel engelli yapabiliyor maalesef. 

Ama bu Cafe sayesinde sosyal yönleri ve becerileri gelişmiş, birbirinden sempatik bu gençler, korumalı bir ortamda, bu özel durumları suistimal edilmeden, kendilerine verilen işin sorumluluğunda harika işler çıkarıp, istihdam edilmenin verdiği gurur ve özgüvenle topluma ve hayata kazandırılıyorlar. 

Duyduğuma göre, yaptıkları hizmetlerin karşılığında, aylık ortalama 100-150 TL harçlık alıyorlarmış. "Maaş günü geldiğinde, değmeyin keyiflerine" deniyor. İlk iş, emen koşup annelerine hediye almak istiyorlamış. Ne mutlu onlara ve bu şansı onlara sağlamaya aracı olan herkese... 

Öte yanda da literatürde "sağlam" olarak kabul edilen ama bütün günü hiç bir şey üretmeden, çalışmadan, kazanmadan geçinen onca insan var aramızda maalesef.

Down cafe'de ise tam aksine, bu toplumda "biz de varız" diyerek, çalışma azmi ile dolu çocuklarla karşılaştım, hepsiyle gurur duydum. 

Onlar kollarını açmış, topluma daha kolay entegre olmak için herkesi kucaklamaya hazırlar... Hadi hayatınızda güzel bir şey yapın ve bir sonraki arkadaş buluşmanızı siz de Down Cafe'de organize edin.



Bir bilgi daha; Şu anda Down Cafe'ye ilaveten, fayton tarzı bir mobil cafe ile Metrocity AVM önünde waffle satışı yapıyorlarmış ve yaklaşık 3 ay daha orada hizmet vereceklermiş. Bir yolunuz düşer artık...

Down Cafe İletişim

Adres: Gülbağ Mah. Cemal Sururi Sok. No.1 Mecidiyekoy İstanbul
(Profilo AVM'ye 3-5 dakika yürüme mesafesinde)

Evde Künefe Tarifi

Yakın arkadaşlarımızın mutfaktaki yardımcısı İznik Darka'daki evde hep beraber bayram tatilindeyken, bize harika bir Künefe hazırlayarak, gece gece hepimize ziyafet çekti. 

Zaten öncesinde İznik yöresinin meşhur Köfteci Yusuf'unda gözümüz döndüğü için, tahmin ettiğiniz üzere, o gece kimse uyuyamadı ve sabaha kadar bol bol yürüyüş yaptık. 

resimli-evde-kunefe-tarifi

Güzelce Dinleneceğiniz Huzur Dolu Bir Tatile Muhtaç mısınız?

En sevdiğimiz arkadaşlarımızdan bir çiftle, Ağustos'un son günlerini değerlendirmek üzere hafta sonu 3 günlük bir kaçamak yapmak istiyorduk. Orası mı olsun, burası mı diye araştırırken, hem İstanbul'a, hem de onların yaşadığı yer olan Eskişehir'e aşağı yukarı aynı mesafede, ortada bir yer olan Sapanca'daki Richmond Otel'de karar verildi.

Uzun araba yolculuklarını hiç bir zaman sevmedim, onun için Sapanca'ya 2 saatten bile az zamanda varınca gerçekten tam bir sevgi kelebeği oluverdim. Öyle ki yol boyunca, arabanın camına ufaktan atıştırmaya başlayan yağmur damlaları ve gökyüzünde oluşan gri bulutlar bile keyfimi kaçırmayı başaramadı.

Arkadaşlarımız henüz yolda oldukları için, hemen otele check-in yapmayalım, biraz etrafı keşfedelim diye iyi bir kahvaltı mekanı arayışına girdik. Foursquare'de bir kaç müşteri yorumu ve bazı blogları inceledikten sonra, Heinz isminde pek güzel ve doğal bir yer bulduk ki onu da ayrıca yazacağım. 

Keyifli bir kahvaltı sonrasında otele gelip, daha bavulumuzu açmadan, arkadaşlarımızın da ulaştığını öğrenince, iyice mutlu olduk. Evet hava bulutlu ve pusluydu ama kimin umurundaydı ki?

Locamızda biraz dinlenip, kahvelerimizi yudumladıktan sonra, havanın bu durumunu da hesaba katarak, bugünü indoor aktivitelere ayırmak mantıklı geldi. 

Otelin en önemli özelliklerinden biri de; 14 yaş altında çocuk kabul edilmemesi. Sakin bir ortam için çocuk cıvıltısından (yani aslında gürültüsünden) biraz uzak olmak şart tabi:)

Otelde bütün odalar, resimdeki orta alana bakıyor. Bir Spa oteli olduğu için insanlar odalarından bornozlarını, Spa terliklerini giyip çıkıyor ve içeride de bu şekilde gezinebiliyorlar. 



Biz de bu akıma uyum gösterdik ve ilk olarak 2700 m2'lik Spa bölümünü keşfe çıktık. Bu arada Spa'nın tam karşılığı nedir bilmeyenler için açıklamak gerekirse; SPA: Latince'deki "Sanus per Aqua"dan geliyor, yani "Suyla Gelen Sağlık" demek.

İlk olarak Salt Jacuzzi denilen bu jakuzili havuzla karşılaşıyor, ardından, arzu ederseniz Aqua Cave denilen Su Mağaralarında da zaman geçirebiliyorsunuz. 


Beyler önce Sauna, Buz odası vs. hepsinin tadını çıkardı. Ben, çocukluğumdan beridir, Sauna veya Buhar Odalarının daha kapısını açınca bi' fena olurum. O yüzden onlara pek yanaşmadım. 

İlk önce Laconium denilen sıcak taş odasına girdim. Gerçekten keyifliydi. Tam hafiften sakinleşip, uyku moduna geliyordum ki, "hadi şimdi diğerlerine de bakalım" dediler, kırar mıyım?


"Daydream" denilen bir dinlenme odası var... Hasır yataklarda ılık bir odada hafif bir müzik eşliğinde, gerçekten gündüz vakti rüyalar alemine dalacak kadar güzel dinlenebiliyorsunuz. Ben ise en çok eşimin anlattığı, "su yatakları"nın olduğu bölümü merak ediyorum.


Bir oda hayal edin.. İçinde indirekt bir aydınlatma ve toplamda 6 su yatağı bulunuyor. İçleri sıcak su dolu... Bir havlu serip, dikkatlice uzanıyorsunuz. neden dikkatlice? Su yatağı olduğu için ilk oturuşta hafiften bir çalkalanıyor. Sonrası kolay... Duvarda asılı bulunan kulaklığı takıp, kanallardan istediğiniz rahatlatıcı Spa müziğini seçiyor ve huzura eriyorsunuz... Yer çekimsiz ortam gibi... İşte ben dinlenmek diye, buna derim.


Şimdi ise, önceden randevu aldığımız Aromaterapi masajımızın zamanı geliyor. Balili kızlar, gerçekten tam istediğim yumuşaklıkta, vanilya aromalı bir masajla hepimizi pelte kıvamına getiriyorlar. Saçlarım da bu yağlardan nasibini aldığı için, onları da yıkamak şart oluyor. Neyse hiiiiç sorun yok, her şey harika...

Odalarımıza çekiliyoruz, isteyen dinleniyor, isteyen duşunu alıp, akşama hazırlanıyor. Derken saçlarımı kurutmak için banyodaki makineyi kullanmaya başlıyorum. 
Ama o da ne? 30 saniye olmadan duruyor. Biraz bekliyorum, yine çalışıyor, hoop 30 saniye sonra duruyor. Böyle böyle uğraşırken, bakıyorum ki daha bırakın tüm saçımı, bunca uğraşa rağmen henüz kahkülümü bile kurutamamışım. 

Ne yapsam ne yapsam diye düşünürken, hemen resepsiyonu arıyor ve durumum için bir çare bulunmasını rica ediyorum. Umutsuz bir şekilde "hani keşke seyyar bir profesyonel saç kurutma makinesi olsaydı" diyorum. "Derhal ilgileniyoruz" diyorlar ve gerçekten de daha 3 dakika geçmeden kapı çalıyor ve oda servisi kutusunda yepyeni bir profesyonel saç kurutma makinesi getiriyor.


Bu hizmet kalitesi gerçekten içimi daha çok sevinçle kaplatıyor. İşte 10 dakikada giyinmiş kuşanmış ve hazırım! Ehem ben diyeyim 10 dakika, siz anlayın 1 saat:)


Hava iyice kararmış, artık akşam yemeği zamanı gelmiş ve karınlar ufaktan acıkmış halde restraurantın olduğu kata çıkıyoruz.





Önce açık büfeyi hızlıca bir turluyor ve bir kaç kare fotoğraf çekiyor, o esnada da gözüme kestirdiklerimi belirliyorum.





Zeytinyağlısından, ana yemeğine,ara sıcağından, soğuk mezelerine, tuzlusundan-tatlısına çok çeşitli, farklı zevklere hitap eden zengin bir sunumla karşılanmak hoşumuza gidiyor.


Ben fazla yemek yememeye kararlıyım. Açık büfelerde boşu boşuna alınan kilolar konusunda nasıl hassas olduğumu bilenler bilir... :)

"Şu kremalı mantar soslu Ravioliler de bayağı davetkar görünüyor" düşüncesiyle biraz ondan alıyorum. 



Derken Mantar Soslu Bonfile'nin de oldukça iyi göründüğü duyumu geliyor. Hadi hatırı kalmasın diye, paylaşmak üzere ondan da alıyorum.



Bonfile benim standarlarım için biraz fazla sert ama olsun, ne de olsa çeşit bol. Hem zaten içimden daha çok, bu akşamı tatlılara ayırmak geliyor.



Eşim o esnada bir Apple Pie deniyor ve bayılıyor. "Ah keşke yanında bir top dondurma olsaymış" diye düşünürken, ben tatlıların arasında kaybolmuş halde, zor bir seçim yapmaya çalışıyorum.



Resim çekerken yanıma bir Şef yanaşıyor ve ona "şu boş olan tabakta, hangi tatlı varsa, demek ki çok güzel yapmışsınız ki, her şey dururken, o silinip süpürülmüş" diyorum.



Pastane Şefi olduğu öğrendiğim Hasan Bey, Tiramisularının çok beğenildiğini, sırf onu yemek için gelen misafirleri olduğu söyleyince, "o zaman bi'dahaki sefere inşallah" diyorum. 




Ama sağolsun bize bir sürpriz yapıp, içeriden koca bir servis daha hazırlatıp getirtiyor. Bütün sevdiğimiz tatlılara bir şans vermek ve tadım yapmak istediğimizden, hep beraber paylaşmak üzere sadece 1 dilimin yeteceğini söylüyoruz.



"Apple Pie'ın yanına bir top sade dondurma yakışırmış" dememizle masamıza dondurmalar geliyor. Dondurmanın hatırına ikinci bir dilim daha Apple Pie masadaki yerini alıyor.


Hepsi birbirinden lezzetli olmakla birlikte tadım yaptığımız favori tatlılarımızdan sonra, gecenin yıldızları bizim için Apple Pie, Cevizli Kabak Tatlısı ve Fıstıklı Kadayıf oluyor.

Güya ana yemeği az yeyip, sonrasında biraz ondan biraz bundan derken, çatlayana kadar yediğimiz tatlılar yüzünden, kımıldayamaz hale geldiğimiz için, dışarıda yağmur çiselemesine rağmen, bahçedeki yürüyüş kulvalarlarında hafif hafif turlayarak sohbet ediyoruz.



Sonrasında Göl kenarındaki masalarda oturuyor, eğlenceli bir muhabbete dalıp, gülmekten bütün yediklerimizi erittiğimizi hayal ederek mutlu oluyoruz:)

Şu ana kadar otelle ilgili içinize sinmeyen bir şey var mıydı derseniz, odalardaki minibarda bulunan ekstra Su şişesinin 6 TL olması bence ülkemiz koşullarında, gereksiz derecede abartılı bir fiyat. İnsanın en önemli ihtiyacını 6 TL değil belki 2-3 TL'ye sağlasalar, bence çok daha sempatik bir ortam sunmuş olurlar ziyaretçilerine...

İkinci günümüz de aşağı yukarı ilk günün programında dinlenerek geçiyor. Artık tam indoor faaliyetlerden yeterince hevesimi aldığımız düşündüğümüz, oteldeki 3. ve son günümüzde ise, odamızın perdesini açınca gördüğüm pırıl pırıl güneşe ve capcanlı manzaraya inanamıyorum.




Hasan Şef sağolsun, gece yeterince tatlı yemediğimizi düşünmüş olacak ki, odamıza da sürpriz yapıp, kalp şeklinde çikolatalı bir Pasta göndermiş. Sabah sabah bu tatlı sürprizi görüp, hemen kahvaltıya doğru hareketleniyoruz.



Aklınıza gelen-gelmeyen ne varsa, pancake'inden, sosis, sucuk, böreğine, yumurta çeşitlerinden, reçellere, peynirlere kadar kallavi bir kahvaltı hazırlanmış.



Yine kendimi ekmekler arasında dolanırken buluyorum. Hemen yanındaki makinede poğaçaları  ısıtarak, bize güzel bir tabak hazırlıyorum.





Kahvaltı boyunca, Nutella ile tereyağ, nutella ile beyaz peynir ve nutella ile kaymak... "Acaba hangisini daha çok seviyorum" diye çeşitli denemeler yapıp, bir türlü kesin bir karara varamıyorum:) 



Dışarıda enfes ötesi bir hava olduğu için kahvaltıyla fazla zaman kaybetmeden, hemen kendimizi bahçe kısmına atıyoruz.



Önce herkes iç ısıtan pırıl pırıl güneşin altında, biraz çimlerin üzerindeki sandalyelere serilip, gazetelerini okuyor.

Sonra göl kenarında ve yeşil alanda biraz yürüyüş yapıyoruz.



Ortam, hiç bitmesini istemeyeceğimiz bir rüya gibi. 








En sonunda üşenmeyip, mayolarımızı giyip geliyor ve tembel-tombul kedicikler gibi şezlonglarda sıcağın etkisiyle mayışıp, uyuyakalıyoruz. Ardından da bu harika havuzun tadını çıkarıyoruz.



Richmond Nua Sapanca iletişim Bilgileri:

Sahilyolu Mevkii 54600
Sapanca / Sakarya – Türkiye
T: +90 264 582 21 00

www.richmondnua.com/tr
E-mail: richmondnua@richmondnua.com

Booking.com

Baydöner'den Gelen Mesaja Memnun Oldum...

Sıkı takip edenleriniz hatırlayacaktır; Haziran ayında Kadıköy'de Baydöner isimli restaurant ile ilgili izlenimlerimi anlatırken, "Allah Korudu da Baydöner İskender'inden "Elektrik" Alamadım" başlığını kullanmak zorunda kalmıştım.



Çünkü leziz bir İskender Kebabı ardından gittiğim lavabosunda, ıslak ellerimi uzattığım havlu makinası çalışmayınca, kağıt parçası sıkışmış sanarak çektiğim beyaz şeyin, ucu açık ve sadece bir bantla gelişigüzel sarılmış beyaz bir elektrik kablosu olduğunu fark edince şok geçirmiştim.



Geçtiğimiz gün bu konu ile ilgili Baydöner'in Müşteri İlişkileri Yönetimi'nden bir bilgilendirme mesajı geldi.

Naçizane mekan izlenimlerimde yer verdiğim olumlu ve olumsuz konuları, işletmelerin kendilerini daha da geliştirmeleri için bir fırsat olarak görüp, gerekli adımları attıklarında memnun oluyorum.

İşte bunlardan biri de Baydöner'le gerçekleşti ve uyarılardan sonra bu tehlikeli durumu hemen ele alıp, gerekli aksiyonları gerçekleştirdiklerini belirtmişler. 

Baydöner Müşteri ilişkilerini bu manada tebrik ediyor ve objektif yayın prensibim gereği kendilerinden gelen yazıyı aynen yayınlıyorum:

------------------------------------

Değerli Misafirimiz Üşengeçsef,

Öncelikle Kadıköy şubemizde yaşamış olduğunuz sıkıntıdan dolayı sizlerden özür dileriz.

Bloğunuzda paylaştığınız nazik değerlendirmeleriniz için teşekkür eder, bahsi geçen konu ile ilgili sizleri bilgilendirmek isteriz.

Olay günü Kadıköy şubemizin lavabosunda yaşanan talihsiz olaydan; Aynı gün misafirlerimizin telefon ve mail yolu ile bizlere geri bidirimi sayesin de haberdar olduk ve aynı günün akşamı yaşanan aksaklık giderildi.

Yanı sıra kağıt havlu makinesinin arızası için gelen firma hakkında, çalışanlarımızın ve sizlerin hayatını tehlikeye atacak şekilde tedbirsiz davranması ile ilgili gerekli cezai işlemler uygulanmıştır.

Baydöner olarak her öneri ve şikayeti bir fırsat olarak değerlendirdiğimizi bilmenizi isteriz.

Göstermiş olduğunuz bu hassasiyet için teşekkür eder,sizleri tekrar aramızda görmekten mutluluk duyacağımızı belirtmek isteriz.

Saygılarımızla

Özgür DOĞANAY

Müşteri İlişkileri Yönetimi
APAZ Gıda ve Enerji San. Tic. A.Ş.

------------------------------------