reklam

Bodrum-Gümüşlük'te Balık Ziyafeti Sonrası Harika Bir Lokma Tatlısı...

Keyif dolu ve araştırmacı ruhlu gezilerimizden birinde, bu kez Bodrum'un en beğenilen koylarından, Gümüşlük'teyiz. 

Bodrum Yarımadası'nın batısında yer alan bu küçük balıkçı köyü, antik dönemde "Myndos" kentinin kurulduğu bölgede yer alıyor. Bu dönemden çok fazla kalıntı maalesef artık görünürde kalmasa da, arkeolojik sit alanında bulunması sebebiyle, yapılaşma olmadan korunması sayesinde, tarihten gelen kimliğini muhafaza ederek ve doğallığından ödün vermeyerek, tarih boyunca denizcilere ev sahipliği yapmış, sakin bir tatil beldesi Gümüşlük...

Aynı zamanda pek çok ünlü simanın da kafa dinlemek ve gözlerden uzakta Bodrum'un keyfini özgürce sürmek için tercih ettiği bir yer...

Çocukluğumda, dizlere bile gelmeyen denizinin içinde, dalgakıran amaçlı olarak yapıldığı sanılan, geçit kalıntıları üzerinden yürüyerek, biraz ilerideki Tavşan Adası'na çıkmışlığım da vardır. O taraflara yolunuz düşerse, tavsiye ederim, bence tadılması gereken, eğlenceli bir deneyim... 

Hele de unutmaz ve yanınızda bir kaç "havuç" götürürseniz, buradaki  hoplaya zıplaya koşturan tavşan kardeşler de bu ziyaretinizden çok memnun kalırlar, eminim:)


Gümüşlük sahilinde aynı zamanda Bodrum'un en popüler balık restaurantları da sıra sıra dizilmiş halde.

Rekabetten ötürü, garsonlar tarafından, bu dar sahil yolundan gelen geçen herkese "Büyrüüyn, hemen deniz kıyısında, en kafa masada yerim var abi. Taze meze, enfes balık, hepsi bizde, masanızı hemen hazırlayalım mı abi?" şeklinde, insanların üzerine biraz fazla ısrarla gelindiğini düşündüğüm bir ortamı var maalesef.

Yine de burada bir balık yemek artık bizim için bir ritüel halinde... En son geçen sene büyük vaadlerle götürüldüğümüz Gümüşlük Mimoza Restaurant'da, hiç bir şeyde aradığımız lezzeti bulamayıp, tam bir hayal kırıklığı yaşayarak, Beyaz Peynir, Kalamar ve Ekmekle açlığımızı bastırıp, üstüne de oldukça anlamsız kabarık bir hesap ödeyerek kalkmışlığımız olduğundan, bunları silmek istercesine, bu sene güzel anılar yaşamaya geldik işte yeniden.

Bir yandan da Çökertme Kebabı ve Gelincik Şurubuyla, şu çok methedilen Gümüşlük Limon'da güneşin batışını ve manzaranın tadını çıkartmayı da düşünsek de, sağa sola sormamız sonucu, sahilde kimse adresini bilemeyince, aslında buralarda değil, Gümüşlük'ten Yalıkavak'a giden yolda olduğunu öğreniyor ve ister istemez vazgeçiyoruz.



Sonuçta daha sonra ayrı bir yazıda detaylı anlatacağım başka iyi bir yerde, yine yüksek fiyatlı ama bu kez en azından zevkimize hitap eden bir balık ziyafeti çekmemizin ardından, garsonun saydığı tatlı alternatifleri o an için, pek bize hitap etmeyince, kalkıp, hem yürüyüş olsun, hem de bakalım, başka neler var diye bir uçtan diğer uca, Gümüşlük sahilinde kumların üzerinde geziniyoruz.

İşte bu esnada gözümüze bir Lokmacı takılıyor. Şerbetli tatlılara çok düşkün bir olmadığımdan belki, Tulumba tatlısı, Lokma tatlısı gibi şeyler, favori listemde daha sonralarda gelir. 

Küçükken annem Revani yaptığında bile, çatalla iyice ezer ve bu sayede şerbetini azaltarak, kek niyetine yemeğe çalışırdım. Belki de dişimi ağrıtacağından korkardım, ne bileyim, vardır bir sebebi:)



Lokmalara uzaktan bakınırken, vitrinin arkasındaki bey, "henüz yeni çıktı, dumanı üstünde" diyor ve ısrarına karşılıksız kalmayarak, bir tane denemeye karar veriyoruz.




Ben yine çok heyecan duymayan bir tavırla, bir tanesine kürdan batırmaya çalışıyorum ve öylesine tadına bakıyorum ki, o da ne? Bu hiç o yağını çekmiş, ağır kızartma kokulu, aşırı şerbetli bilindik lokmalardan diil! Onlar Lokmaysa, peki ya, bu ne o zaman? :)



Hem sıcacık, hem olması gerektiği kadar tatlı, kızartma kokusu yok ve çok hafif. Bir porsiyonun yetmeyeceğini hemen anlayıp, uzaklaşmadan ikincisini de sipariş ediyor ve iki saniyede silip süpürüyoruz.



Hiç ummadığım şekilde Belediye tesislerine ait böyle bir Lokmacı'da sadece 5 TL'ye satılan bir Lokma'da aklımız kalarak ve ardından yöresel hediye ürünlerin sergilendiği gece pazarına da uğrayarak, bu seferlik Gümüşlük'ten mutlu mesut ayrılıyoruz.

Erkeklere Özel Aksesuarlar WISH FOR NISH'de...


Eşinize, erkek arkadaşınıza, kardeşinize,oğlunuza veya iş arkadaşlarınıza...

Yılbaşlarında ve tüm özel günlerde Gömlek, Kravat, Atkı, Saat, Cüzdan, Kol Düğmesi vs. almaktan bıktınız mı? 

Emin olun Beyler de bu hediyeleri almaktan bıktı artık…

”İyi ama geriye alternatif olarak başka ne kaldı ki?” diyenlere…
www.wishfornish.com


Bodrum'un Tatlı mı Tatlı Mekanları ve Resimli Waffle Tarifi

Koskoca Bodrum merkezinde, taaa Marina'dan, Halikarnas'a kadar dolaştık ama nedense bir tane Belçika usulü olmayan Waffle'cı bulamadık. 




Eskiden Marina'nın orada, yani şu an Starbucks bulunan yerin karşı çaprazında vardı, iyi hatırlıyorum ama şimdi o da Belçika waffle'ına dönmüş. 


 

Rengarenk soslar, dondurmalar ve meyveler, vitrinde bütün cazibesiyle bizi çağırırken, sevdiğimiz tarzda waffle yapılmamasını aklımızca prostesto ederek, kendimize hakim olup, yemedik işte! :)





Sonra illa tatlı bi' şeyler istiyorsak, aklımıza Bodrum'un en meşhur pastacısı olan Karadeniz Pastanesi'ne bir uğramak geldi. 



Buranın vitrini de, çoğunlukla çilek ve orman meyveleri kaplı pastalarıyla fazla albenili görünüyordu ama, sahilde oturacak uygun bir yeri olmadığı için, böylesine ilgi isteyen bir lezzeti, aceleye getirerek ayakta yemek içimizden gelmedi ve onu da pas geçtik.

Belli ki bütün gece mekan mekan gezerek, yemek yemekten tıka basa doymuştuk aslında. "Tok ağırlamak zordur" diye boşuna dememiş Atalarımız:)


Düşünüyorduk da, kaldığımız otelin kahvaltısında her sabah waffle ve pancake olmasına rağmen, bir gün bile denemek içimizden gelmemişti oysa. 

Ama ertesi sabah, birbirimizi dolduruşa getirerek, kendi waffle'ımızı kendimiz yapmaya karar verdik.

Hafif bir kahvaltı sonrası, dikildik makinenin başına ve yine Belçika usulü olsa da kendi zevkimize göre, güzeeeel bir waffle yaptık. 

Afiyetle yenilmesi dileğiyle, bu enfes waffle'ın tarifini yine kendime saklamayıp, size de anlatıyorum, hazırlanın:)



BELÇİKA WAFFLE'I TARİFİ

Malzemeler

- 2 Yumurta
- 1 Yemek kaşığı Şeker
- 1,5 su bardağı Süt 
- 1/4 su bardağı Sıvıyağ  
- 2 su bardağa kadar Un
- 1 çay kaşığı Tuz  
- 1 paket Kabartma tozu 
- 1 paket Vanilya

İlk iş 2 yumurtanın beyaz ve sarı kısımlarını birbirinden ayırmak. 



Bunun için, arzu ederseniz, bu işlemi en kolay şekliyle ve fotoğraflı olarak anlatan Yumurtanın Sarısı ve Beyazını Ayırma Yöntemi tarifime bakabilirsiniz.


Yumurtaların sarı-beyaz olarak ayrılmasından sonra, 2 farklı kapta iki ayrı işlem yapacağız.

1. KAPTA :

Yumurta beyazı ile Vanilya paketinin yarısı kadar Vanilyayı iyice karıştırıyoruz.

2. KAPTA :

Yumurtanın sarısını, 1 yemek kaşığı şekerle iyice çırpıyor ve üzerine 1,5 bardak Süt, Vanilyanın kalan yarısı, çeyrek bardak Sıvıyağı, 1 çay kaşığı kadar Tuzu, ve Kabartma Tozunu ekleyerek iyice karıştırıyoruz. Yavaş yavaş üzerine elekten geçirdiğiniz Unu da ilave ederek, karıştırmaya devam ediyoruz.

Unu elekten geçirmesek olmaz mı diyenleriniz olacaktır. Şart değil tabi, sadece topaklanma olmasını en aza indirmek için tavsiye ediliyor ama doğrudan azar azar döküp, yedire yedire karıştırırsanız da olur:)



Şimdi 2. kaptaki karışımın üzerine, 1. kaptaki karışımı ekleyip, homojen hale gelecek şekilde karıştırıyoruz. İşte Waffle Hamurumuz hazır.



Herkesin evinde Waffle Makinesi olmayabilir. Arzu ederseniz bu durumda Teflon Tava da kullanabilirsiniz. Her iki koşulda da en önem vermeniz gereken şey; pişirme işlemini "orta ısıda" yapmak...



Teflon kullanıyorsanız, tepeleme dolu bir yemek kaşığı kadar waffle hamuru dökebilirsiniz. Çıkan sonuç, gözünüze az görünürse, bir sonrakini tercihinize göre daha fazla miktar hamur kullanarak hazırlayabilirsiniz.


Waffle makinesi kullanıyorsanız, yaklaşık 2-3 dakika orta ısıda pişirdikten sonra, arada istediğiniz kıvama gelmiş mi bakarak, kontrol ede ede istediğiniz süre pişirin. 


Biz özel olarak, biraz fazla pişmiş yapıyoruz. Çünkü öbür türlü biraz hamurumsu oluyor. Böyle ise daha kornet kıtırlığında olduğu için, daha çok hoşumuza gidiyor. Dediğim gibi keyif sizin, tercih sizin :)


Üstüne istediğiniz miktarda Nutella sürdükten sonra...



Ufalanmış Fındık, Fıstık, Hindistan Cevizi, Ceviz gibi malzemelerle üzerini süsleyebilir, arzu ederseniz, sevdiğiniz mevsim meyvelerinden de kullanabilirsiniz.


Romantik Bir Bodrum Ambiyansı:)

Bodrum Döneriyle tabi ki de doymadık. Hem durun daha! Gece uzun... ve henüz yolun başındayız:) 

Gözümüz bu kez Kumpircilerde... Kendimizi şöyle kandırıyoruz; bir tane alıp paylaşırız. Maksat onlar için Kumpirin de bi' tadına bakmak. Benim için ise, içinde Pastırma olmadan Pastırma kokan Bodrum Dönerinin o baskın tadını biraz unutabilmek:)

Sağa sola baka baka yürürken, işte hemen karşı köşede bir Kumpirci! Yine Çarşıdan gelen yol üzerinde Neşe Pansiyon diye bir Hotel'in altında...



Neon ışıklarla vitrininin üstüne "Sahilde oturacak yerimiz var" yazdırmış ama böyle bir kumpircinin, pek cazip bir oturma yeri olabilirmiş gibi gelmediğinden ve elimizde kumpirle yürümek de istemediğimiz için tereddüt ediyoruz başta...

Israr ediyorlar, "hadi bir bakalım" diyoruz "nasıl bir yermiş görelim madem". Hotel binasının yanından, arka tarafına geçiyoruz ve gördüğümüz manzara karşısında ŞOK! ŞOK! ŞOK! oluyoruz:))



Bugün "benim!" diyen restaurantta bulunmayacak, Bodrum kalesi ve Halikarnas manzaralı, deniz kenarında, kumların üzerinde, hasır sandalyeler ve masalarında mum ışığı olan muhteşem bir ambiyans... Ve işin ilginci burası, oturup, sadece 10 TL'ye Kumpir yiyebileceğiniz bir yer:)))

Bol kaşar peynirli, Turşulu, Siyah Zeytinli ve Mısırlı bir Kumpir sipariş ediyoruz. Bu en sevdiğim malzemelerle hazırlanınca, tadı her zamanki gibi harika. Biraz da ketçap, Oh mis...


Üstüne üstlük, bulunduğumuz ortam ve manzara tam anlamıyla nefes kesici... İnsan daha ne ister? :)


Halikarnas... Nasıl da davetkar, bir görseniz, ama bu akşamki programımıza girmesiyle, çıkması bir oldu:)


Hatta yine planlarımız arasında Bodrum'daki son sabahımızda, yola çıkmadan evvel, hemen Halikarnas'ın yakınında yer alan Zeki Müren Sanat Müzesi'ni gezmek bile vardı. 


Duyduğumuza göre kendi tasarımı olan sahne kostümleri, kullandığı takılar, aldığı ödüller ve yaşamından fotoğrafların ziyarete sunulduğu ve ön bahçesinde uzun yıllar kullandığı arabasının ve elinde mikrofonu ile dikilmiş bronz heykelinin de bulunduğu bu müze, sadece 8:00-18:00 saatleri arasında açık olduğu için ve bu saatlerde hava aşırı sıcak olduğundan, merak etmemize rağmen, maalesef bu seferlik görme imkanımız olamadı.



Dışarıda, iki dakika bile direkt güneşe maruz kaldığımızda canımızı acıtan 35 Derecelik bir sıcaklık olduğu için, onun yerine, bu defalık, bütün gündüzlerimizi; 2 kişilik yatak görünümündeki bu, adına "şezlong" demenin hakaret sayılacağı süper konforlu şeylerde yayılmış, devasa şemsiyelerimizin gölgesinde, hafiften esen meltemin etkisiyle biraz kitap, biraz I-pad okuyup uzanırken, bazen şekerleme yapıp, ara ara da buzzz gibi ve tertemiz Bodrum denizinin tadını son raddesine kadar çıkarırken ve leziz yemekler, pastalar ve frozen içeceklerle keyif yaparken geçirdik.


Ve rüya gibi bir tatil daha yaşamanın mutluluk ve huzuruyla, dinlenmiş ve arınmış bir şekilde yuvamıza döndüüüüük... Ne diyeyim? Darısı tüm tatilcilerin başına:)

Yumurtanın Sarısı ile Beyazı Kolayca Nasıl Ayrılır?

Hem sabah kahvaltılarında, hem de yapacağınız kek, pasta veya böreklerde, hatta bazen yüzünüze doğal bir maskeli karışım hazırlamak istediğinizde bile  yumurtayı sık sık, beyazı ve sarısı ayrı olarak kullanmanız gereken durumlarla karşılaşabilirsiniz.

yumurta-sarisi-aki-nasil-ayrilir

İçinde Pastırma Olmadan Pastırma Kokan Meşhuuur Sebzeli Bodrum Döneri

Bodrum'un lokal lezzetleri arasında oradan oraya gezindiğimiz son akşamımızda, ilk durağımız; eşimin pek sevdiği ve arkadaşlarımıza da ilk geldiğimiz gece tattırmamız üzerine, hayran olup, günlerdir "tekrar yemeden ayrılmayalım" diye sayıkladıkları Bodrum Dönercisi oldu.


Bodrum Çarşı'da, Halikarnas yönüne doğru ilerlerken, eski İngiliz Barlarının bulunduğu yere ulaşmadan önce bir okul vardır. İşte ona gelmeden solda bulunan "Aslan Şirin Döner" isimli yere gelip, hemen masamıza geçtik.



Bodrum'a ilk kez geldiğim çocuk yaşlarımdan beri bildiğim ve "Pastırma" gibi koktuğu için hiç şans vermediğim bu dönerin içinde, aslında hiç pastırma bulunmadığını ve onun yerine arasında hafif haşlanmış Havuç ve Patates ve diri diri yerleştirilmiş Bezelye, Domates, Kırmızı Biber, Yeşil Biber gibi sebzeler olduğunu ilk duyduğumda şaşırmıştım. 


Şimdi de, hazır gelmişken ve masadaki herkes bu döner için bu kadar hevesliyken, mızıkçılık etmeyerek, tadına bakmayı kabul ettim. 

Pilav Üstü Bodrum Döner Porsiyon Fiyatı: 15 TL

Bodrumlular arasında "Sebzeli Döner" denilen ve içinde hafiften "çemen" de bulunan Bodrum Döneri, benim kıstaslarıma göre az biraz yağlı olduğu için, favorilerim arasına giremese de, masamızın beyleri onu, gerçekten çok beğenip, afiyetle yediler:)


Yolunuz o taraflara düşerse, benden söylemesi:)

Akşamüstü Sahilde Hızlı Tempo Yürüyüşle Form Tutmaya Var mısınız?

Hafta içini çoğunlukla sadece evden-işe, işten-eve monotonluğunda yaşıyorsanız, en ufak sorunda bile, üfleyip püfleyen, halinden her fırsatta şikayet eden, yaşama umudunu zaman içinde kaybetmiş, isteksiz ve amaçsız biri haline geldiğinize tanık olabilirsiniz. 




Monoton bir hayat, geçim derdi, işteki sıkıntılar, evdeki sorumluluklar derken, Meryem Uzerli ya da nam-ı diğer Hürrem Sultan ile son dönemde popüler hale gelen "Tükenmişlik Sendromu"na, sizin de yakalanmanıza belki ramak kalmış olabilir...

Hangi yaşta olursanız olun, kendiniz için yapabileceğiniz en önemli şeylerden biri, hayatınıza biraz spor katmak, düzenli ve dengeli beslenmek... Bu yatırımı bedeninize ve ruhunuza borçlusunuz, hadi kabul edin! :) 



Spor Salonları, özellikle soğuk mevsimlerde nispeten daha temiz ve konforlu bir ortam sunsa bile, şu an içinde bulunduğumuz, yazın bu en keyifli zamanlarında, kendinize bir iyilik yapın ve artık bahaneler aramaktan vazgeçerek, siz de parkların, sahillerin tadını, biraz da spor yaparak çıkarın benim gibi.




İster yürüyün, ister koşun, ister yüzün, isterseniz bisiklete binin, paten yapın ya da sahilde voleybol, frizbi filan oynayın. Yeter ki biraz hareket edin :)




Madem ki canımız isteyince, koca koca pizzaları, pastaları, börekleri, yarınlar yokmuşcasına fütursuzca mideye indirebiliyorsak; o zaman rahat bir eşofman ve spor ayakkabıları giyip, yanımıza da kafa dengi bir arkadaşımızı, eşimizi, dostumuzu da alarak, temiz havada, hızlı tempo yürümeyi de başarabiliriz, neden olmasın?


"Ben istiyorum aslında da, uyumlu kimse yok etrafımda" filan diye kendinizi hiç boşuna avutmayın. 



Bu muhteşem manzaranın tadını çıkarmak için, illa başkasının keyfini beklemek zorunluluğumuz yok Allah'a şükür!

Hatta böyle bir durumu da fırsata çevirerek, takın kulaklıklarınızı ve en sevdiğiniz müziği dinleyerek, atın adımlarınızı...



Akşam yemeğinden önce, ya da bir müddet sonra çıkıp güzel güzel yürüyün. Hem metabolizmanız hızlansın, hem de başta bacaklarınız olmak üzere tüm vücudunuz çalışarak forma girsin. 



Ben yapıyorum ve gölgemden de göreceğiniz üzere, şimdiden bir incelme başladı bile sanki:))