reklam

Güzelce Dinleneceğiniz Huzur Dolu Bir Tatile Muhtaç mısınız?

En sevdiğimiz arkadaşlarımızdan bir çiftle, Ağustos'un son günlerini değerlendirmek üzere hafta sonu 3 günlük bir kaçamak yapmak istiyorduk. Orası mı olsun, burası mı diye araştırırken, hem İstanbul'a, hem de onların yaşadığı yer olan Eskişehir'e aşağı yukarı aynı mesafede, ortada bir yer olan Sapanca'daki Richmond Otel'de karar verildi.

Uzun araba yolculuklarını hiç bir zaman sevmedim, onun için Sapanca'ya 2 saatten bile az zamanda varınca gerçekten tam bir sevgi kelebeği oluverdim. Öyle ki yol boyunca, arabanın camına ufaktan atıştırmaya başlayan yağmur damlaları ve gökyüzünde oluşan gri bulutlar bile keyfimi kaçırmayı başaramadı.

Arkadaşlarımız henüz yolda oldukları için, hemen otele check-in yapmayalım, biraz etrafı keşfedelim diye iyi bir kahvaltı mekanı arayışına girdik. Foursquare'de bir kaç müşteri yorumu ve bazı blogları inceledikten sonra, Heinz isminde pek güzel ve doğal bir yer bulduk ki onu da ayrıca yazacağım. 

Keyifli bir kahvaltı sonrasında otele gelip, daha bavulumuzu açmadan, arkadaşlarımızın da ulaştığını öğrenince, iyice mutlu olduk. Evet hava bulutlu ve pusluydu ama kimin umurundaydı ki?

Locamızda biraz dinlenip, kahvelerimizi yudumladıktan sonra, havanın bu durumunu da hesaba katarak, bugünü indoor aktivitelere ayırmak mantıklı geldi. 

Otelin en önemli özelliklerinden biri de; 14 yaş altında çocuk kabul edilmemesi. Sakin bir ortam için çocuk cıvıltısından (yani aslında gürültüsünden) biraz uzak olmak şart tabi:)

Otelde bütün odalar, resimdeki orta alana bakıyor. Bir Spa oteli olduğu için insanlar odalarından bornozlarını, Spa terliklerini giyip çıkıyor ve içeride de bu şekilde gezinebiliyorlar. 



Biz de bu akıma uyum gösterdik ve ilk olarak 2700 m2'lik Spa bölümünü keşfe çıktık. Bu arada Spa'nın tam karşılığı nedir bilmeyenler için açıklamak gerekirse; SPA: Latince'deki "Sanus per Aqua"dan geliyor, yani "Suyla Gelen Sağlık" demek.

İlk olarak Salt Jacuzzi denilen bu jakuzili havuzla karşılaşıyor, ardından, arzu ederseniz Aqua Cave denilen Su Mağaralarında da zaman geçirebiliyorsunuz. 


Beyler önce Sauna, Buz odası vs. hepsinin tadını çıkardı. Ben, çocukluğumdan beridir, Sauna veya Buhar Odalarının daha kapısını açınca bi' fena olurum. O yüzden onlara pek yanaşmadım. 

İlk önce Laconium denilen sıcak taş odasına girdim. Gerçekten keyifliydi. Tam hafiften sakinleşip, uyku moduna geliyordum ki, "hadi şimdi diğerlerine de bakalım" dediler, kırar mıyım?


"Daydream" denilen bir dinlenme odası var... Hasır yataklarda ılık bir odada hafif bir müzik eşliğinde, gerçekten gündüz vakti rüyalar alemine dalacak kadar güzel dinlenebiliyorsunuz. Ben ise en çok eşimin anlattığı, "su yatakları"nın olduğu bölümü merak ediyorum.


Bir oda hayal edin.. İçinde indirekt bir aydınlatma ve toplamda 6 su yatağı bulunuyor. İçleri sıcak su dolu... Bir havlu serip, dikkatlice uzanıyorsunuz. neden dikkatlice? Su yatağı olduğu için ilk oturuşta hafiften bir çalkalanıyor. Sonrası kolay... Duvarda asılı bulunan kulaklığı takıp, kanallardan istediğiniz rahatlatıcı Spa müziğini seçiyor ve huzura eriyorsunuz... Yer çekimsiz ortam gibi... İşte ben dinlenmek diye, buna derim.


Şimdi ise, önceden randevu aldığımız Aromaterapi masajımızın zamanı geliyor. Balili kızlar, gerçekten tam istediğim yumuşaklıkta, vanilya aromalı bir masajla hepimizi pelte kıvamına getiriyorlar. Saçlarım da bu yağlardan nasibini aldığı için, onları da yıkamak şart oluyor. Neyse hiiiiç sorun yok, her şey harika...

Odalarımıza çekiliyoruz, isteyen dinleniyor, isteyen duşunu alıp, akşama hazırlanıyor. Derken saçlarımı kurutmak için banyodaki makineyi kullanmaya başlıyorum. 
Ama o da ne? 30 saniye olmadan duruyor. Biraz bekliyorum, yine çalışıyor, hoop 30 saniye sonra duruyor. Böyle böyle uğraşırken, bakıyorum ki daha bırakın tüm saçımı, bunca uğraşa rağmen henüz kahkülümü bile kurutamamışım. 

Ne yapsam ne yapsam diye düşünürken, hemen resepsiyonu arıyor ve durumum için bir çare bulunmasını rica ediyorum. Umutsuz bir şekilde "hani keşke seyyar bir profesyonel saç kurutma makinesi olsaydı" diyorum. "Derhal ilgileniyoruz" diyorlar ve gerçekten de daha 3 dakika geçmeden kapı çalıyor ve oda servisi kutusunda yepyeni bir profesyonel saç kurutma makinesi getiriyor.


Bu hizmet kalitesi gerçekten içimi daha çok sevinçle kaplatıyor. İşte 10 dakikada giyinmiş kuşanmış ve hazırım! Ehem ben diyeyim 10 dakika, siz anlayın 1 saat:)


Hava iyice kararmış, artık akşam yemeği zamanı gelmiş ve karınlar ufaktan acıkmış halde restraurantın olduğu kata çıkıyoruz.





Önce açık büfeyi hızlıca bir turluyor ve bir kaç kare fotoğraf çekiyor, o esnada da gözüme kestirdiklerimi belirliyorum.





Zeytinyağlısından, ana yemeğine,ara sıcağından, soğuk mezelerine, tuzlusundan-tatlısına çok çeşitli, farklı zevklere hitap eden zengin bir sunumla karşılanmak hoşumuza gidiyor.


Ben fazla yemek yememeye kararlıyım. Açık büfelerde boşu boşuna alınan kilolar konusunda nasıl hassas olduğumu bilenler bilir... :)

"Şu kremalı mantar soslu Ravioliler de bayağı davetkar görünüyor" düşüncesiyle biraz ondan alıyorum. 



Derken Mantar Soslu Bonfile'nin de oldukça iyi göründüğü duyumu geliyor. Hadi hatırı kalmasın diye, paylaşmak üzere ondan da alıyorum.



Bonfile benim standarlarım için biraz fazla sert ama olsun, ne de olsa çeşit bol. Hem zaten içimden daha çok, bu akşamı tatlılara ayırmak geliyor.



Eşim o esnada bir Apple Pie deniyor ve bayılıyor. "Ah keşke yanında bir top dondurma olsaymış" diye düşünürken, ben tatlıların arasında kaybolmuş halde, zor bir seçim yapmaya çalışıyorum.



Resim çekerken yanıma bir Şef yanaşıyor ve ona "şu boş olan tabakta, hangi tatlı varsa, demek ki çok güzel yapmışsınız ki, her şey dururken, o silinip süpürülmüş" diyorum.



Pastane Şefi olduğu öğrendiğim Hasan Bey, Tiramisularının çok beğenildiğini, sırf onu yemek için gelen misafirleri olduğu söyleyince, "o zaman bi'dahaki sefere inşallah" diyorum. 




Ama sağolsun bize bir sürpriz yapıp, içeriden koca bir servis daha hazırlatıp getirtiyor. Bütün sevdiğimiz tatlılara bir şans vermek ve tadım yapmak istediğimizden, hep beraber paylaşmak üzere sadece 1 dilimin yeteceğini söylüyoruz.



"Apple Pie'ın yanına bir top sade dondurma yakışırmış" dememizle masamıza dondurmalar geliyor. Dondurmanın hatırına ikinci bir dilim daha Apple Pie masadaki yerini alıyor.


Hepsi birbirinden lezzetli olmakla birlikte tadım yaptığımız favori tatlılarımızdan sonra, gecenin yıldızları bizim için Apple Pie, Cevizli Kabak Tatlısı ve Fıstıklı Kadayıf oluyor.

Güya ana yemeği az yeyip, sonrasında biraz ondan biraz bundan derken, çatlayana kadar yediğimiz tatlılar yüzünden, kımıldayamaz hale geldiğimiz için, dışarıda yağmur çiselemesine rağmen, bahçedeki yürüyüş kulvalarlarında hafif hafif turlayarak sohbet ediyoruz.



Sonrasında Göl kenarındaki masalarda oturuyor, eğlenceli bir muhabbete dalıp, gülmekten bütün yediklerimizi erittiğimizi hayal ederek mutlu oluyoruz:)

Şu ana kadar otelle ilgili içinize sinmeyen bir şey var mıydı derseniz, odalardaki minibarda bulunan ekstra Su şişesinin 6 TL olması bence ülkemiz koşullarında, gereksiz derecede abartılı bir fiyat. İnsanın en önemli ihtiyacını 6 TL değil belki 2-3 TL'ye sağlasalar, bence çok daha sempatik bir ortam sunmuş olurlar ziyaretçilerine...

İkinci günümüz de aşağı yukarı ilk günün programında dinlenerek geçiyor. Artık tam indoor faaliyetlerden yeterince hevesimi aldığımız düşündüğümüz, oteldeki 3. ve son günümüzde ise, odamızın perdesini açınca gördüğüm pırıl pırıl güneşe ve capcanlı manzaraya inanamıyorum.




Hasan Şef sağolsun, gece yeterince tatlı yemediğimizi düşünmüş olacak ki, odamıza da sürpriz yapıp, kalp şeklinde çikolatalı bir Pasta göndermiş. Sabah sabah bu tatlı sürprizi görüp, hemen kahvaltıya doğru hareketleniyoruz.



Aklınıza gelen-gelmeyen ne varsa, pancake'inden, sosis, sucuk, böreğine, yumurta çeşitlerinden, reçellere, peynirlere kadar kallavi bir kahvaltı hazırlanmış.



Yine kendimi ekmekler arasında dolanırken buluyorum. Hemen yanındaki makinede poğaçaları  ısıtarak, bize güzel bir tabak hazırlıyorum.





Kahvaltı boyunca, Nutella ile tereyağ, nutella ile beyaz peynir ve nutella ile kaymak... "Acaba hangisini daha çok seviyorum" diye çeşitli denemeler yapıp, bir türlü kesin bir karara varamıyorum:) 



Dışarıda enfes ötesi bir hava olduğu için kahvaltıyla fazla zaman kaybetmeden, hemen kendimizi bahçe kısmına atıyoruz.



Önce herkes iç ısıtan pırıl pırıl güneşin altında, biraz çimlerin üzerindeki sandalyelere serilip, gazetelerini okuyor.

Sonra göl kenarında ve yeşil alanda biraz yürüyüş yapıyoruz.



Ortam, hiç bitmesini istemeyeceğimiz bir rüya gibi. 








En sonunda üşenmeyip, mayolarımızı giyip geliyor ve tembel-tombul kedicikler gibi şezlonglarda sıcağın etkisiyle mayışıp, uyuyakalıyoruz. Ardından da bu harika havuzun tadını çıkarıyoruz.



Richmond Nua Sapanca iletişim Bilgileri:

Sahilyolu Mevkii 54600
Sapanca / Sakarya – Türkiye
T: +90 264 582 21 00

www.richmondnua.com/tr
E-mail: richmondnua@richmondnua.com

Booking.com

1 yorum:

  1. HUZUR, HUZUR, HUZUR insan daha ne ister:)

    YanıtlaSil

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)