reklam

Aşk Gemisi, Meryem Ana Evi, Efes ve Caretta Carettalar'ıyla Kuşadası

Önce İzmir'e uçup, oradan Kuşadası'na gitmeye ve 1-2 günlüğüne de olsa, buranın havasını, ilk kez soluduktan sonra, arabayla Bodrum'a geçmeye karar verdik. Evet! Bu sene de leyleği havada gördük :)

Kuşadası, çocukluğumda, Bodrum ve Antalya'dan sonra, ismi en çok anılan, en popüler tatil merkezlerindendi. Ama sonra, ne olduysa, bir anda popülerliğini yitirdi ve unutuldu gitti. İşte şimdi bunun sebebini bizzat öğrenerek, gözlem yapmak üzere buradayım.



Ege Denizi kıyısında, İzmir'e komşu, ama Aydın ili sınırları içerisinde yer alan "Kuşadası"; milattan önce 3000'li yıllardan beri Lelegler, Aioller, İonlar, Persler, Romalılar, Selçuklular, Bizanslılar ve Osmanlılar gibi farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, Kurtuluş Savaşı döneminde önce İtalyanlar, sonra Yunanlılar tarafından ele geçirilmiş ve 1922 yılında düşman işgalinden kurtulmuş bir turizm beldesi...

Antik çağlarda "Neopolis" adıyla, Anadolu'nun Akdeniz'e açılan başlıca limanlarından biri sayılan Kuşadası'nın şimdi de en önemli gelir kaynaklarından biri; Kruvaziyer Turizm... Yani her gün limana yanaşan devasa Cruise gemileriyle, günü birlik olarak akın akın gezmeye, görmeye ve alışverişe gelen yabancı turistler. 

İlk adımlarını attığı senelerde "Aşk Gemisi" dizisini izleyerek büyüyen biri olarak; böyle gemiler görünce hemen, bir "Kaptan Stubing" gelir gözümün önüne:) Bu arada öğrendiğime göre; bu efsane dizinin çekildiği "Pasific Princess" isimli gemi, yarım asırdır açık denizlerde seyrettikten sonra, artık hurdaya çıkmış ve geri dönüştürülmek üzere İzmir'e getirilmiş. Hey gidi günler, hey! :)



Kuşadası'na yoğun turist akımı var dedim ya, işte bunun en başta gelen sebepleri; İzmir Selçuk'a 9 km uzaklıkta, Bülbül Dağı üzerinde yer alan Meryem Ana Evi ve Efes Harabeleri...

MERYEM ANA EVİ

Hristiyanlığın ilk yıllarında, İsa Peygamber'in annesi, Meryem Ana ve havarilerinden St. Jean'ın (Yuhanna), Efes'e gelip yerleşmesiyle, Katolik Kilisesi'nin önceleri çekimser kalmasına rağmen, Papa 23. Jean'ın bu kiliseyi, kutsal "Haç" yeri ilan etmesi sonucu, Meryem Ana Evi, tüm Dünya'dan her yıl on binlerce Hristiyan'ın ziyaret ettiği ve Müslümanlarca da kutsal sayılan dini bir merkez haline gelmiş.

Bu satırları yazdığım andan yaklaşık 1 hafta sonra kutlanacağı için unutmadan belirteyim ki; Meryem Ana'nın göğe yükseldiğine inanılan 15 Ağustos tarihi, her yıl, gün boyu gerçekleştirilen ayinleriyle, bu kutsal mekan için, ekstra özel bir gün... 



Hristiyan inanışına göre; dünyaya günahlarıyla gelen bebekler, burada bulunan Anahtar şeklindeki Vaftiz Havuzu'nda vaftiz ediliyor ve bu anahtarla ona, cennetin kapısının açılacağına inanılıyormuş. Eve giden patika yolda biraz ilerleyince, zeytin ağaçları altında, elleri açık şekilde bronz bir Meryem Ana heykeli görüyoruz.



Meryem Ana Evi’ni ziyaret ettikten sonra merdivenlerden inince "aşk, para ve sağlık" getirdiğine inanılan 3 çeşmeden su içenler, yanındaki dilek duvarına dileklerini bağlıyorlar. Aynı Vatikan'da olduğu gibi, dini bir mekana uygun şekilde ziyaretçilerin omuz ve dizlerini açıkta bırakmayan kıyafetler giymesi isteniyor.

EFES ANTİK KENTİ

Turist akınının bir diğer önemli sebebi de Kuşadasına 18 km ve İzmir'in Selçuk ilçesine 3 km. mesafedeki "Efes Antik Kenti"... Buradaki kalıntıların geçmişi, M.Ö. 6000 yıllarına yani "Neolitik Dönem de denilen "Cilalı Taş Devri"ne kadar uzanıyor. 


Roma İmparatorluğunun törensel merkezi olarak kullandıkları Roma Forum'u, geçen sene 38 C güneş altında, askılı t-shirtle saatlerce dolaşmış ve aldığı tüm önlemlere rağmen, bir nevi "amele yanığı"na maruz kalmış bir turist olarak, edindiğim tecrübelerle size bir tavsiyem olacak; Yazın en sıcak günlerini geçirdiğimiz bu sezonda, eğer Efes Antik Kenti'ni ziyaret etmeyi planlıyorsanız, özellikle öğlen saatlerinde, antik kalıntılardan yansıyan güneş ışınlarıyla, daha da dayanılmaz hale gelen sıcaklığı da hesaba katarak, ziyaret saatlerinizi buna göre ayarlayın:) 


Ayrıca en iyisi,  açık renkli uygun kıyafetler giyinin. Bol bol yüksek faktörlü güneş koruyucuları sürün. İyi bir güneş gözlüğü, olabildiğince büyük ve güneşten koruyucu bir şapka ve rahat spor ayakkabıları giyin ve yanınızda su bulundurmayı da ihmal etmeyin:) Kısaca; ben yandım, siz yanmayın:)

24.000 kişilik kapasitesiyle, antik çağın en büyük açık hava tiyatrosu olan Görkemli Amfi Tiyatrosu, Celsus Kütüphanesi, duvar freskleri ve dünyanın 7 harikasından biri sayılan Artemis Tapınağı ile illa ki gezilip görülmesi gereken ve yılda yaklaşık 2 milyon kişinin ziyaret ettiği, 2-3 km'lik alana yayılan Efes Ören Yeri'ne giriş için 25 TL ücret ödeniyor.

Bülbül Dağı eteklerindeki teraslar üzerinde inşa edilmiş olan ve dönemin zenginlerinin ikamet ettiği, yerden merkezi ısıtma sistemli Yamaç Evlerini de ziyaret etmek isterseniz, ayrıca 15 TL'lik bir ücreti var.


Peki...Biraz da Kuşadası'nın kumsalları nasıl ondan bahsedeyim madem...

KUŞADASI SAHİLLERİ ve CARETTA CARETTALAR

Caretta Caretta kaplumbağalarının, yumurtalarını bırakmak için seçtiği sayılı mekanlardan biri olan Mavi Bayraklı Kuşadası sahillerinde genelde kumlu yapı hakim. Çoğunlukla rüzgarsız ve sakin havasıyla tanınmasına rağmen, bazen dalgalı olan denizi, sığ sayılır. 

Caretta Caretta'lar, iğrenç deniz analarını yeyip, denizleri temizlediği için, deniz ekosistemi açısından büyük önem arz ediyor. Ancak maalesef sayıları gittikçe azaldığından, neslinin tehlike altında olması sebebiyle, koruma altına alınmış durumdalar. Böyle bir mucizeye tanık olanların, hemen ilgililere haber vererek, yaklaşık 40-50 gün süren kuluçka döneminde bırakılan yumurtaların, kumun altında, sağlıklı şekilde muhafaza edilmesinin sağlanması da önemli. Çevre halkından bu konuda çok duyarlı olmaları bekleniyor. Yumurta bırakmak üzere kumsala çıkan kaplumbağaları, etrafında meraklı kalabalıklar oluşturarak, gürültü yaparak veya birlikte hatıra fotoğrafı çektirmeye çalışarak korkutup kaçırmaları, en istenmeyen hareketler... 


KADINLAR PLAJI

En ünlü plajı olan ve 900 metrelik sahil şeridiyle, Kuşadası merkeze 4 km uzaklıkta yer alan, "Kadınlar Plajı"; oteller bölgesinde yer alıyor. İsminden ötürü burada, sadece kadınların güneşlenip, denize girebildiğini düşünmeyin. 
Çünkü plaj, tüm halka açık ve (şemsiye ve şezlonglar hariç) ücretsizmiş. Hafta sonu biz, etrafı gezip tanıma amacıyla arabayla geçerken, gördüğüm kadarıyla, kalabalıktan dolmuş taşmış, iğne atsan yere düşmez haldeydi. O sıcakta, klimalı arabadan inip, resmini çekmek bile, içimden gelmedi valla. Dolayısıyla daha sakin bir anda çekilmiş aşağıdaki fotoğrafla idare ediverin:)



Anlatıldığına göre, eskiden bakir ve doğal bir güzelliğe sahip olan Kuşadası, popülerliği arttıkça, birbiriyle tamamen ilgisiz, çarpık yapılaşmayla, çirkin ve betonarme bir hale dönüştürülerek, neredeyse yeşile hasret kalınan bir görüntüye kavuşmuş. Uzaktan baktığınızda 3 yerde filan ağaç görüyorsunuz değil mi? Ne acı...



Bulunduğumuz yer, yeni Marina'nın tam karşısında ve muhteşem bir manzaraya sahipti. Sağımız Marina, solumuz Güvercin Adası, karşımız mavinin her tonuyla harika bir deniz ve gökyüzünde pırıl pırıl bir güneş...

GÜVERCİN ADASI

İsmini, üzerinde yer alan ve geçmişi Bizanslılara kadar uzanan ve Osmanlı döneminde, korsanlara karşı bir karakol gibi de kullanıldığı için, "Korsan Kalesi" de denilen, "Güvercin Kalesi"nden alan bu ada, zamanla bir menderekle karaya bağlanması sonucu artık tam bir ada sayılmasa da, özellikle geceleri yapılan ışıklandırmayla büyüleyici bir atmosfer yaratıyor.

NE YENİR? NERELERE GİDİLİR?

Kaldığımız 2 akşam da balık restaurantlarını tercih ettik. Birisi Marinanın içindeydi, diğeri deniz manzaralı başka bir mekandı. Genel olarak her ikisinden de orta derecede memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Detayları ayrıca yazacağım.

Ardından çarşısında biraz dolaştık. Kervansaray ve Kale İçi'ndeki mekanlar genellikle en sık gidilen yerler. Sahilde yürüyen aileler ve turistler yanında, çok fazla sayıda kozmopolit diyebileceğim kesim gözüme çarptı.

Bir de sahildeki yürüyüşümüz boyunca, neden bir anda bu kadar fazla yaygınlaştığına ve kontrolsüz şekilde satıldığına bir türlü anlam veremediğim Aşk veya "Dilek Balonu" da denilen ve yakılarak, gök yüzüne bırakılan balonların fazlalığı rahatsızlık verdi. 

5-10 TL'ye satılan ve altından ateşlenerek, havaya bırakılan bu balonlar, eğer o an rüzgar doğru yönden esmez ve işler ters giderse, salına salına uçarak bir ağaca takılıyor ve mazallah yangına davetiye çıkarıyor. Ne zaman bir yetkili bu duruma el atar bilemiyorum ama ben buradan şahsi düşüncemi söylemek isterim ki; dileğimizin tutması  bu kıytırık balonlara kaldıysa, işimiz iş...


Balkonumuzdan, Kuşadası Marina'nın gündüz ve gecesini çektiğim fotoğraflarla şimdilik huzurlarınızdan ayrılıyorum.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)