reklam

Kemal Sunalsız geçen 13 Yıl...

Yıllar nasıl da akıp geçiyor. Bir bakıyorum daha ben "2013" yazmaya yeni yeni alışmışken, koca sene bitti bitiyor neredeyse. Düşünsenize yakında yeni yıl süslemeleri başlar her yerde... 

Aynı şu çok sevdiğim şarkıdaki gibi hislerim...


"Rüya gibi uçan yıllar
Biraz durun 
Durun biraz
Kaybolan günlerim için
Hesap sorun
Sorun biraz"





Hele de insan sevdiklerini kaybedince, acısı hala yüreğinde her daim tazeyken ve aklına her düştüğünde, gözünün önüne her geldiğinde, burnunun direği sızım sızım sızlarken, bir an durup saydığında, onsuz geçen onca yılı fark etmesi, nasıl da tuhaf bir duygudur...

Bu söylediğim his, yaşarken çok sevilen, sayılan, güzel anılar bırakmış kişiler için geçerli bir durum genelde, farkındayım.

Mesela bir Sakıp Sabancı, bir Barış Manço, bir Kemal Sunal... 

Yıllar yılları kovalasa da her zaman yüzlerde gülümsemeyle anılan, kalplerde yer etmiş, yardımseverliğiyle, sempatisiyle, kişiliğiyle unutulması mümkün olmayan insanlar...

Bütün çocukluğu onun filmlerini izlemekle geçen nesilden biri olarak, genelde saf, fazla iyi niyetli ama aynı zamanda sanşlı kişileri canlandırdığı komik rolleriyle tanıyıp, ailemizden biri gibi sevdiğimiz Kemal Sunal'ın, ani ve elim kaybının üzerinden 13 sene geçtiğine inanamıyor insan...





Vefa Lisesi'ndeki öğrenciliği esnasında bir hocası aracılığıyla Müşvik Kenter'le tanıştırılması sonrası, önce amatör, sonra profesyonel olarak tiyatroya başlamış ve Devekuşu Kabare'deki rolü sayesinde, Ertem Eğilmez tarafından çok beğenilerek, beyaz perdeye transfer olmuş.






Uzun boyu sebebiyle, ilk filminde bir basketbolcuyu canlandırmış. Sonra da, malumunuz "İnek Şaban" tiplemesiyle gönüllere taht kurarak, ardından çoğunlukla "Şaban" karakteri altında, büyük ilgiyle izlenen onlarca filmi çekildi..






Televizyonda her fırsatta tekrar tekrar yayınlanan filmlerinden, deli gibi hala reyting alınmasına rağmen, buna karşılık ona, teliften doğan hiç bir maddi hakkının verilmemesi ise kendisine ve vefatından sonra ailesine yapılan en büyük vefasızlıklardan ve adaletsizliklerden biri...


Kızı Ezo ve oğlu Ali Sunal ile





Hatta bunca tekrara rağmen, yüzünün eskitilememesi ve her kesimden insan tarafından, bu derece sevilip sahiplenilmesi de sosyolojik açıdan kolay kolay açıklanacak gibi değil...




Video ve kaset furyasının tavan yaptığı o çocukluk yıllarımızda, en sevdiklerimiz onun filmleriydi. Hele de içinde Adile Naşit, Münir Özkul, Şener Şen, Ayşen Gruda, Halit Akçatepe, Zeki Alasya, Metin Akpınar gibi unutulmaz kahramanlar da varsa değmeyin keyfimize! :)






Böylesine kıymetli ve yeri doldurulmaz bir sanatçı olan Kemal Sunal'ın "Uçak korkusu", "yükseklik korkusu" gibi fobilerinin olduğu, yakın çevresi tarafından çok iyi bilinmesine rağmen, son filminin çekimi için, bildiğim kadarıyla "bi'şeycikler olmaz" diye ısrarla bindirildiği uçakta, geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirmesi de, aslında "fobi" konusunun hiç de ciddiye alınmadığı toplumuzda, herkese acı bir ders niteliğinde:(

Bunca şan ve şöhrete rağmen, "Türkiye'nin okuyan insana ihtiyacı var" diyerek, istemeden yarım bıraktığı üniversite eğitimini de, kendi deyimiyle "4 senelik maratonu, 27 senede bitirerek", 1995 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü'nden mezun olup, bir de üzerine Yüksek Lisans yapması ise, bence kendisinin, herkes, ama özellikle gençler tarafından ilham alınması gereken, en önemli yönlerinden bir tanesi daha.





Hatta filmlerinin tekrar tekrar yıllarca ilgiyle izlenmesi olgusu üzerine, "TV ve Sinema'da Kemal Sunal Güldürüsü" adıyla daha sonra kitap halinde de yayımlanan yüksek lisans tezinde, kendi filmlerinin sosyolojik incelemesini yaparak, iktidarların, sanat alanına yaptığı ideolojik müdahaleyi irdelemiş. Bence bu konu, tam da incelenmesi gereken bir "tez konusu" gerçekten... Konunun yıllar sonra okulunu tamamlayıp, yine kendisi tarafından masaya yatırılması da, ne kadar sıradışı bir örnek...




Filmlerinden bazılarını saymaya çalışacağım. Bakın bakalım aralarında izlemediğiniz kalmış mı? :)

-Köyden İndim Şehire,

-Salako
-Hanzo
-Hababam Sınıfı (Serisi)
-Kapıcılar Kralı
-Çarıklı Milyoner
-Atla Gel Şaban
-Sosyete Şaban


-Gurbetçi Şaban
-Şabaniye
-Propaganda
-Yüz Numaralı Adam
-Zübük
-Tosun Paşa
-Züğürt Ağa
-Mavi Boncuk
-Salak Milyoner
-Köyden İndim Şehire


-Şaşkın Damat
-Gulyabani
-İbo ile Güllüşah
-Avanak Apdi
-Şabanoğlu Şaban
-Japon işi
-Kibar Feyzo...






Dile kolay... 90'a yakın sinema filmi arasından, çocukluğumdan beri benim en, ama en çok hatırımda kalanlar hangileri diye bi' düşünüyorum da, sanırım şunlar başı çekiyor: 








Tabi ki "Hababam Sınıfı" Serileri, "Şabaniye", "Züğürt Ağa", "Mavi Boncuk", "Şabaniye", "Japon İşi", "Köyden İndim Şehire", "İbo ile Güllüşah", "Postacı", "Tosun Paşa", ve oğlu Ali Sunal'la birlikte oynadığı tek beyaz perde yapımı olan "Propaganda"





Peki ya sizin, Kemal Sunal filmlerinden favorileriniz hangisi?


Kaynaklar:
tr.wikipedia.org/wiki

1 yorum:

  1. Yazınız çok keyifli olmuş zevkle okudum tebrik ederim. Kemal SUNAL denince aklıma hep o gülüşü ve güldürüşleri gelir. Zamansız ve genç yaşta aramızdan ayrılması insanı üzüyor ama taktir Allahın ne denir ki. Bizlere bıraktığı miraslarıyla kalbimiz de yaşatacağımız büyük sanatçı. Mekanı Cennet Olsun.....

    YanıtlaSil

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)