reklam

Allah Korudu da Baydöner İskender'inden "Elektrik" Alamadım

Geçenlerde Kadıköy'de işlerim vardı. Onca koşturmaca arasında, öğle yemeği için eğer yeni bir mekana şans verirsem, hayal kırıklığına uğratma riskini göze almak istemedim. "En iyisi, daha önce tatildeyken Çeşme'de denediğim ve beğendiğim, Kadıköy Çarşısı'nda da bir şube açtıklarını gördüğüm Baydöner'e gideyim" dedim kendi kendime. 

Gelin bu ilginç olayın geri kalanını da dinleyin bakalım "elektrik alamadım" derken neyi kastediyorum siz de görün...

İskender Kebap siparişi vermemden makul bir süre sonra, yemeğim servis ediliyor. Her zaman bol malzemeye olan düşkünlüğümü artık beni tanıyanlarınız bilir. Bir yemeği ayda yılda bir yedim mi, tam kıvamında olmalı. O zaman gelsin Kızarmış Tereyağ ve Bol Salça Sosu... 


Bu arada bu kızarttıkları Tereyağını da neden sizin yanınızda servis ederler hiç anlamam. Önceden sorsunlar bana "istiyor muyum istemiyor muyum", ona göre mutfakta koyup getirsin işte... 



Biliyorum biliyorum içinizden diyorsunuz ki "sen "heh! Tamam yeter!" demeden ne kadar istediğinin miktarını nereden bilecek? Doğru, haklısınız ama neler duydum bir bilseniz belki siz de aynı şekilde düşünmeye başlardınız... Başka bir İskenderci'de garson tarafından yanlışlıkla üstüne kızgın tereyağ dökülerek yakılan bir kişinin haberini ve sonrasında hem iyileşebilmek, hem de adaletin yerini bulması uğruna ne çok savaş vermesi gerektiğini okumuştum basından... Önceden "size mahkemede tanıklık yaparız, biz olayın şahidiyiz" diyen herkes baskıyla, sus pus edilmiş ve "tüm hastane masraflarınızı karşılarız" diyen mekan sahipleri de "bizden kaynaklanan bir durum değil, alakamız yok" diyerek sonradan yaralıyı tanımamazlıktan gelmiş ve ortada bırakmış. O gün bugündür çok korkarım bu işlemden.. Neyse ki, bu seferlik hasarsız belasız atlatıyorum Allaha şükür. 



"Salça sosundan bol bol ekleyebilirsiniz" dediğimde, garson, hele de fotoğrafının da çekildiğini görünce, tam anlamıyla mest olup artistik pozlar vererek, iyice yukarıdan dökme gafletine girdiği için, sonradan maalesef üzerimdeki gömlekte minik minik onlarca kırmızı nokta görecektim , ama o saniye için henüz bunun farkında değildim, o yüzden tek düşündüğüm güzeeel bir İskender'in tadını çıkarmaktı... 

Neyse efendim, ilk çatalı alıyorum... Mmmm leziz! Altta yatan pideler, tereyağ ve Salça sosundan oldukça payını almış, tam istediğim kıvamda yumuşacık olmuşlar. Yanında da bir kaşık süzme yoğurt... 


Düşünüyorum da,lezzetini daha da artırabilmek için, bir küçük dokunuş daha gerekiyor mu sanki? Hemen üzerine biraz Pulbiber ve Kekik de ekiyorum. İşte bu! "Harika bir İskender Kebap yemenin verdiği o keyfi ne uzun zamandır bekliyormuşum" diye içten içe seviniyorum.


"Haydi bana Afiyet olsun!" deyip, hesabı ödedikten sonra, hakkıyla yediğim bol soslu kebaptan sonra, elim, yüzüm kim bilir ne hale geldi düşüncesiyle Lavaboya çıkıyorum.

Bir üst katta yer alan Lavaboda, ıslak ellerimi kurutmak için, Kağıt havlu makinesinin sensörüne, beni algılaması için gerekli hareketleri yapıyorum ama ı-ıh, hiç tık yok. 

Aaa bir bakıyorum ki, makinenin altında sağda minik bir kağıt havlu parçası sarkmış duruyor. Demek ki orada bir sıkışma olmuş ve makine o yüzden kağıt veremiyor diye düşünüyorum gayr-i ihtiyari bir şekilde.... Ve ıslak ellerimle, o kağıt parçası zannettiğim şeyi tutuyorum ve hafiften çekmeye çalışıyorum ki, gerisi gelsin... Yok gelmiyor. Eğilip bir bakıyorum ki Amanınnnn! O da ne????



Ecel gelmiş, haberim yok! Kağıt parçası diye tutup ıslak ellerle çekmeye çalıştığım şey, Baydöner'in bozuk kağıt havlu makinasının altından sarkan ve  yalapşap şekilde bir bantla yalandan birbirine tutturdukları ucu açık elektrik kablolarıymış!!!



Görür görmez şok geçirdim, ama Allahtan Elektrik Şoku değil bu seferlik. Dışarı çıkıp bir yönetici aradım ki bu durumun ne kadar tehlikeli hatta ölümcül sonuçlar yaratabileceği konusunda onları da uyarayım diye, ama maalesef hiç bir muhatap bulamadım. Yemek sonrası aklımda oluşan tüm iyi algıyı, bir anda yerle bir etti Baydöner. Tuvaletler zaten pisti ve sabunluk da boştu ama bu durum her şeyin üzerine ekstradan tuz biber oldu. Gözlerime inanamadım yahu!



Diyeceğim o ki, hiç bir yemek uğruna böyle pisi pisine ölmeye değmez. İnsan hayatının bu derece hiçe sayılmasını da kabul etmiyorum. Her Lavaboyu kullananın, ellerini kurutmak için uzattığı yere, halen elektriğe bağlı bulunan, ucu açık kabloları, kerhen bantlanmış şekilde ortada bırakmanın mantığını bir bilen, anlayan varsa, bize de açıklasın lütfen. Her şeyin kuralına uygun, düzgün hale getirilmesi için illa ki birilerinin hayatını kaybetmesi mi gerekiyor ? Aklın yolu bir değil mi? Hayat bu kadar ucuz mu?

5 yorum:

  1. çok dikkat etmek lazım tesadüfen yaşıyoruz yani geçmiş olsun büyük tehlike atlatmışsın..

    YanıtlaSil
  2. Çok teşekkür ederim. Aynen katılıyorum. Şansına yaşıyoruz işte...

    YanıtlaSil
  3. Genel olarak toplumumuzun eksiklerinden biridir. Bu ve vb. örnekleri nedense sikayet etseniz de size sanki suçlu sizsiniz muamelesi yaparlar. Benim önerim işletmelere vergi levhası, işletme ruhsatı vb. levhaları asmak nasıl zorunluysa insanların işletmede hatalı, yanlış ve eksik olan hizmetleri şikayet edebilecekleri telefon numaraları da yazılıp duvarlarına asılma zorunluluğu getirilmeli...

    YanıtlaSil
  4. İşte klasik bir Türk kafası, "şunu şuraya bantla bi tuturduk muuu peeeh 2 yıl daha canavar gibi çalışır!!" Allah korumuş sevgili Üşengeçim.

    YanıtlaSil

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)