reklam

360 East Restaurant... Kendini Vedat Milor Sanan Ukala Garson

Geçenlerde Sevgili Kayınvalidemin doğum günü kutlaması için, kendisine sürpriz yaparak, manzarasından çok hoşlanacağı düşüncesiyle Kadıköy Moda Sahilindeki DoubleTree by Hilton Otel'inin en üstünde yer alan 360 East Restaurant'a rezervasyon yaptırdık.

Manzaranın tadını çıkarabilmek umuduyla, hemen gün batımı öncesinde adım attığımız DoubleTree by Hilton Oteli'nin girişi ve asansörünü kaplayan, burun kemiğini sızlatan cinsten yoğun tuvalet kokusu,"Mekandan kimse hissetmiyor mu bu durumu?" diye asansördeki yerli-yabancı herkesi şaşırttı.



Restraurant'a girdiğimizde rezervasyon yaptırdığımız şekilde cam kenarındaki yerimize oturduk ve doğal olarak manzaraya odaklandık. 



Eski İstanbul, Haydarpaşa ve Kadıköy manzarası gerçekten çok güzel.... Ama Beyoğlu'ndaki 360 gibi, üç yüz altmış derece bir manzara burada yok, onu baştan belirteyim:) Beklentiyi azaltmak için 180 derece diyelim, hadi sizin güzel hatırınız için, olsun olsun 200 :))





Garson, yemekten önce bir şeyler içmek isteyip istemediğimizi sordu. Nar Sulu bir Mojito ve buzlu bir Baileys istedik baştan...






Menüyü inceleyip, aperatif olarak neler istediğimizi söyledik. Önceden paylaşmak için ortaya Sushi de istedik. Ayrıca herkes, ana yemeklerini de seçti bu arada. Menüde "Sosyete Kebap Şiş" olarak geçen ve açıklamasında Bonfile, Antep Fıstıklı Köfte ve Piyaz yazan bir yemeği istediğimizi belirttiğimiz anda, masamıza bakan Garsonla aramızda şöyle bir konuşma geçti:

Garson: - Ondan değil de size lezzetli başka bir yemek tavsiye etsem?

Ben:- Biz seçimimizden memnunduk. Neden değiştirmek istiyorsunuz ki?

Garson: - Yok yani o başarılı bir yemek değil de... 

Ben:- Nasıl yani? Başarısız yemeği neden menüye koyuyorsunuz o zaman?

Garson: - Ya bizim mutfaktaki şefler filan hep Endonezyalı, Filipinli filan... Sonuçta ne anlarlar kebaptan? 

Ben: - Eeee? "O zaman menüde neden var?" sorusuna hala cevap alamadık?

Garson:- Bu daha çok mekana gelen turistlere yönelik bir yemek... Onlar ne de olsa iyi kebabın nasıl olduğunu zaten bilmedikleri için, aradaki farkı anlamazlar ama, sizi memnun etmez. Size en iyisi Dana Kaburga getireyim. Çok çok memnun kalacaksınız. Fırında, düşük ısıda 4 saat pişirilerek yapılıyor

Ben: -Yok biz kaburga tercih etmiyoruz. Hem onun kemiğiydi, yağıydı, hiç uğraşmak istemem. Siparişimizi değiştirmeyin sonra pişman olmayalım lütfen.

Garson:- Hiç yağ ve kemik olmayacak ve çok beğeneceğiniz konusunda çok iddialıyım. Bana bırakın. Eğer hala beğenmezseniz, istediğiniz kebabı yaptırırız.

Yahu neden bu derece ısrarcı olur bir insan... Ne istediğimizi söylemişiz, illa alakasız bir şey öneriyor. 

Neyse ilk olarak aperatif tercihlerimiz olan Kabak Çiçeği Dolması  (Porsiyon Fiyatı: 17 TL) ve Enginar geldi masaya. (Porsiyon Fiyatı: 19 TL)


Kayınvalidem Kabak Çiçeği dolmasının tadını çok merak etmesine rağmen, o bile beğenmedi. Enginar da sert ve zor kesiliyordu. Belli ki henüz pişmesini tamamlayamamıştı...

Sonra Sushi'ler geldi. Büyük bir hevesle içinde farklı farklı Sushi çeşitlerinin olduğu tabağı denemeye geçtik ki, ben daha ilk sushi'de, aradığım lezzete hiç uymadığına kanaat getirip, daha fazla devam etme gereği duymadım. 



Bu esnada hava da iyice kararmıştı. Mekanın zaten loş olan ışıklarında yemeğimize devam ederken, bir anda her yer tamamen karardı ve restaurantın iç kısımda, 1 metrekarelik bir platformu aydınlatacak şekilde mavi tonlarda bir ışık yandı.  2 kişi üzerinde siyah ve sivri şapkalı pelerinleriyle gelip bu platforma yan yana çıktı. Yüzlerinde beyaz birer maske... 

Sonra bu pelerinlerin içinden Tom Cruise'un "Eyes Wide Shut" filmindeki tipler gibi iki kadın, hem yüzünde, hem kafasının arkasında yer alan maskeleriyle, birbirleriyle senkronize olması gerekirken, hiç de olamayan ve nezaketen "modern dans" olduğunu söyleyebileceğim bazı hareketler silsilesine girdi... Fonda ise aranızda daha önce herhangi bir sebeple MR cihazına girenlerinizin çok yakından tanıyacağı, hatta belki ara sıra hala kulaklarında çınlayan tarzda sesler çıkaran bir "inşaat müziği" (!) eşliğinde...

Etraf bu derece kapkaranlıkken önümüzdeki yemeği de göremediğiniz için, maalesef başka yapacak bir şey olmadığından, mecburen bu yaklaşık 5 dakika süren ama insana yıllar gibi gelen şovu izledik. 

O sırada eşim, garsona az önceki nar sulu Mojito'yu çok beğendiğini ve aynısından ama biraz daha ekşi olanından bir tane daha istediğini söyledi. Garson hemen yine itiraz etti. "Ondan değil de ben size, çok seveceğiniz başka bir çeşidini yaptırayım!" "Hayır ben özellikle Narlı olanını istiyorum" dese de garson ısrarla, "yok ama bunu deneseniz çok beğenirsiniz" diyor ve "Passion Fruitli", yok efendim "Zencefilli" diye hayatta yanından geçmeyeceğimiz, sokakta görsek, yolumuzu değiştireceğimiz şeyler öneriyor. Bu sefer baktık olmayacak, kat-i bir şekilde aynısından ama biraz daha az şekerli, daha ekşi kıvamda olanından istediğimizi belirttik. Az sonda geldi ki; tarif edilenin tam aksine, öncekinden de tatlı bir Mojito:)

Bu esnada Ana yemekler hazırlanıp, sunuma geçildi. Önce masaya Tereyağlı Pide ve Yoğurt'la sunulan "Avant-Garde İskender Bonfile" servis edildi ve beğenildi. (Porsiyon Fiyatı: 46 TL) 



Sonra "Doğu ve Batı Bonfile" isimli, biri Fransız, diğeri Asya usulü hazırlanmış Bonfile geldi. (Porsiyon Fiyatı: 49 TL) Fransız olan iyiymiş ama Asya usulü öbürü kadar başarılı bulunmadı.

En son olarak, garsonun bize ısrarla önerdiği ve lezzet garantisi konusunda fazla iddialı olduğu "Love me Tender" Dana Kaburga Bulgur Risotto isimli tabak da masadaki yerini aldı....  



Zahter Kekik ve Teriyaki sosuyla tatlandırılan bu yemeğin ilk önce "bulgur risotto" kısmından bir çatal aldım. Gerçekten tadı çok iyiydi. Derken masaya bir anda ağır bir Kuzu eti kokusu hakim oldu. O sırada Garson'u çağırıp, bulgurun üzerinde bulunan bu etin "Kuzu eti" olup olmadığını tekrar teyid etme gereği duydum. "Hayır kesinlikle kuzu değil, dana eti" dedi ama tadına baktığımızda evet belki lif lif ayrılmış ve iyi pişmişti ama bu et, bildiğiniz çok ağır şekilde kuzu eti gibi kokuyordu. Eşim de, ben de hayal kırıklığına uğradık. Bu sefer garson, "beğenmediyseniz, kebabı söyleyeyim, yapsınlar" dedi ama iş işten geçmiş, saat artık kaç olmuştu.

Anlayacağınız her şeyin mükemmel olması için yapılan bunca ön hazırlık, en güzel manzaralı, kalite iddialı(!) bir mekana büyük umutlarla yapılan rezervasyonlar, gecenin en güzel şekilde geçmesi için hediye organizasyonları derken, kendini "Vedat Milor" zanneden ukala bir garsonun, önce mekanını kötüler şekilde "ne bilsin bizim Asyalı şefler kebap yapmayı" ile başlayan ve zevkimizi, damak tadımızı bilmeden, ısrarla önerdiği yiyecek ve içecekler sebebiyle iyice memnuniyetsiz şekilde, pastaya filan geçmeden, mekandan bir an önce kalkmak istedik.

Hesabı istediğimizde garson, olanlardan ötürü hiç özür dileme gereği bile duymadan ve sanki görevini en iyi ve olması gerektiği şekliyle icra etmişcesine büyük bir rahatlıkla ve öncesinde bir ricada filan da bulunmadan, getirip masada önüme bir kalem ve mekan anketi koydu.  Bir başlasam neler yazacağımı hala tahmin edememesi ne acı... Parasını vermiş ve kalkıyorum, mecbur muyum o karanlıkta bir de üniversite sınavı gibi anket soruları cevaplamaya? 



Kallavi bir hesapla ama hala "aç" bir şekilde kalktık ve bir daha gelmemecesine, aynı "çiş" (af edersiniz:) kokulu asansörle inip, mekandan ayrıldık...

Daha sonra başka arkadaşlarımızla konuşurken de öğrendim ki; geçen hafta bir kız arkadaşlarının bekarlığa veda partisinde, onlar da buradalarmış ve şansına masalarına yine aynı garson bakıyormuş. 

Kızın dışarıdan özel yaptırıp getirdiği ve üzeri çok güzel hazırlanmış, tasarım pastası masaya geldiğinde, bütün davetli kızlar bu anı ölümsüzleştirmek için pastayla fotoğraf çektirmeye çalışırken, garson, durumu görmesine rağmen, pastayı masadan apar topar almaya çalışmış. "Bir dakika resim çekiyoruz, görmüyor musunuz? dediklerini de duymamazlıktan gelmiş. 

En sonunda partinin sahibi olan kız "Bize biraz zaman verin, alacağınız zaman ben size haber veririm " deyince buna kızan, alıngan garson, masadan ayrılmış ve bir daha uzaktan el etmelerine rağmen, inadına 20 dakika masaya uğramayıp, görmezden gelmiş. 

Var mı böyle bir hizmet anlayışı valla ben bilemedim? :)

4 yorum:

  1. Sayin Usengec Sef,
    Dokturmusunuz yine...
    Sevgiler..

    YanıtlaSil
  2. Sayin Usengec Sef yazilarinizi cok begenerek takip ediyorum .Bu son yaziniz da super olmus .Ellerinize saglik

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tesekküe ederim Defne Hn. Gösterdiğiniz ilgiye layık olabilmek için canla başla çalışıyorum:)

      Sevgiler...

      Sil
  3. Merhaba 360 hakkindaki yorumlariniza katiliyorum. Biz de ozel bir yildonumu yemegi icin cift olarak gitmistik.
    Ilk ve son gidisim oldu, suc tamamen yonetimde sadece mekanin guzelligine manzarasina ve dogu bati karisimi menulerine guvenmeleri onlarin aleyhine... Restorasyon bir butundur ve servis hatta isiklandirma bunun icindedir.
    Bu ve benzeri ogeler goz ardi edildigi icin Istanbul'da halen Michelin yildizli restoranlar bulunmamaktadir.
    Sevgiler... Melis

    YanıtlaSil

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)