reklam

Yanlış Beslenme ve Hipoglisemi Sersem Etti Beni

İşlerimin yoğunluğu sebebiyle, derin uykuya dalamadan sabahı ettiğim bir Pazar gecesinin ardından, aynen planlandığı gibi saat 6:30'da spora gitmek üzere kalkıp 5 dakikada hazırlandım. 



Gitmesem de olurdu pek ala, olmaz mıydı? Ama kendi kendime bir söz verdim mi, tutmayı çok seviyorum... 


Bu motivasyonla Fitness Salonu'nda yarım saat kadar 7 hızında koşu bandından sonra, hemen hazırlanıp, Görme Engelliler için gönüllü olduğumu daha önceki yazılarımda anlattığım, Sesli Kitap Projesi için Stüdyoya, İngilizce kitap okumaya koşturdum. 


Best Seller olduğu dönemde yani bundan yıllar önce alıp okuduğum, Brooke Shields'ın bizzat kaleme aldığı ve hamile kalabilmek uğruna verdiği mücadele ve sonrasında ne olduğunu bir türlü anlamlandıramadan girdiği "Doğum Sonrası Depresyon" dönemini ve bundan nasıl kurtulduğunu konu alan "Down Came The Rain" isimli bu samimi ve dokunaklı kitabı, şimdi görmeyen gözlere bir ışık olmak niyetiyle seslendirmek, beni ziyadesiyle çok mutlu ediyor. 

Bütün çocukluğumu Brooke Shields'ın güzelliğine hayran olarak yaşadığım için, tüm yaşadıklarını gözler önüne serdiği ve Türkçe'ye "Ve Yağmur Düştü" ismiyle çevrilen bu yararlı kitaba da gereken önemin verilmesi gerektiğine inanarak, kendi kitaplığımdan getirdim.

Bebeği Rowan'la mutluluk pozları verdiği dönemlerin öncesinde yaşadığı korkunç Depresyonu ve nasıl kurtulduğunu anlattığı kitabının ön sözünde Brooke Shields diyor ki: 

"Hissettiğim şeyin yalnızca yorgunluk olduğunu düşündüm önce... Ancak bu hisse ek olarak hayatım boyunca hiç yaşamadığım, her yerimi kaplayan bir panik hali de vardı. 

Rowan sürekli ağlıyordu ve ben Chris'in onu bana getireceği anı korkuyla bekliyordum. Midem bulanmaya başladı; göğsümün çevresinde adeta sürekli daralan bir kemer vardı. Paniğe eşlik eden, çoğunlukla endişe olurdu. Parmağımı bile oynatamıyordum. 

Bana söylendiği gibi yalnızca hassas ve ağlamaklı değildim. Yaşadığım şaşırtıcı derecede farklı boyutlarda bir hüzündü. Sanki hiç geçmeyecekti."

Bu eşsiz kitabın orjinalini seslendirirken bulunduğum stüdyoyu, tasvir etmem gerekirse; çok küçük, havasız ve ses yalıtımlı bir oda hayal edin... Sadece bir masa, bilgisayar, mikrofon, kulaklık ve bir sandalye... Tüm bunların kıtı kıtına sığacağı bir alan düşünün... İşte aynen resimde göründüğü kadar! 



Hipoglisemik bir bünye olarak, ana ögünleri adam gibi hakkıyla yemem ve ara öğünleri de aksatmamam gerektiğinin çok iyi bilincindeyim. 

Gel gelelim, sabahın köründe spora gidip, ardından Stüdyoya geleceğim için, arada Beyaz Fırın'dan  mayalı olduğu söylendiğinden, midemi rahatsız edeceği düşüncesiyle çekinerek, sadece bir tanecik aldığım üstü bol Susamlı, içi Kaşar Peynirli Poğaçayla kahvaltıyı yolda geçiştirmiştim.

Okumanın ortalarına doğru, havasızlık, uykusuzluk ve hiç ara vermeden daha çok, daha daha çok okuma hevesim sebebiyle, oturduğum yerde sanki, fırtınalı bir havada, denizin ortasında kalmış bir teknenin içindeymişim gibi bir hisse kapılır gibi oldum, ama başlarda pek ciddiye almadım...

Poğaçanın tadı damağımda kalmışken, "bak inadına hiç de rahatsız etmedi görüyor musun, ahh keşke bir tane daha alsaymışım, aman neyse fazla hamur işi yemediğim iyi oldu" derken... Hemen dün geceden düşünüp, çantama attığım Kuru Erik ve Kavrulmuş Fındık dolu poşet geldi aklıma... Oleeyy!!! 

Tuhaf bir şekilde "Hipoglisemi başlangıcı" teşhisi konulduğunu unutmak istedikçe,  bünyem bana bunu baş dönmeleri, tahammülsüzlük, hatta konuşurken kendimin de fark ettiği şekilde peltekleşmeye eğilim şeklinde ibarelerle, gözüme gözüme sokuyor. Hemen iki üç tane erik ve fındıklardan attırıyorum ve hooop normale dönüyorum hemen... Bilemedim belki de placebo etkisi diyeceğim ama yok... Bildiğin anında işe yarıyor:)

Geçenlerde yıllık check-up için doktora gittiğimde, sohbet ederken " Sabah kahvaltısında bir tane Prebiyotik Yoğurt yiyorum 2 kaşık yulaf ezmesiyle. Öğle yemeğinde Kepekli peynirli bir Tost ve akşam yemeğinde de salataysa salata, pizzaysa pizza, bazen dışarda, bazen de ev yemeği vs. artık ne varsa... Ama nedense bu kadar az yememe rağmen kilomda bir azalma olmuyor. Aslında sebebini ve nerede hata yaptığımı biliyorum. Çünkü ara öğünleri atlıyorum, değil mi? " dedim çok bilmiş bir edayla:)


Doktor dinledi, durdu bekledi. Bu küçük sessizlikten sonra "Tabi ki! Bak hatanızın da farkındasınız ama niye yapıyorsunuz madem" filan diye klişelerle cevaplamasını beklerken, çok komik bir şey söyledi: " Vallahi ara öğünleri geçtim de, siz Ana Öğünleri bile almıyorsunuz ki! Yahu bir yoğurtla, bir tostla, koca gün geçirilir mi?"

O anda gevrek gevrek güldüm tabi şaka gibi geldi gerçekler... Ama şimdi düşündükçe ne kadar haklı aslında:) 

Yıllar önce okuduğum bir makalede şöyle diyordu. Nasıl ki insan bir kıtlıkla karşı karşıya kalsa, elindeki mevcut yiyeceklerin ne kadar süre yeterli gelmesi gerektiğini bilmediği için, azar azar yer ve yarınları da düşünerek, bitirmemeye çalışırsa, vücut da benzer sistemle çalışıyormuş. Yani azar azar yeyip, öğünleri atlayıp, kilo vereceğimizi düşünürken, tam tersine vücut; "hımmm bir kıtlık durumu var demek ki, buradan kazandığım enerjiyi aman harcamayayım, belki yenisi gelmeyebilir bu yiyeceklerin. En iyisi ben bunları depo edeyim" diyormuş ve bunun sonucu olarak da; gelsin iyice yavaşlayan metabolizma ve löpçük löpçük göbekler basenler...

Korkumdan bugün için ara öğün olsun diye dün akşamdan meşhuuuur Sebzeli Kırmızı Mercimek Çorbamdan yaptım. Ama bunu tamamen unutmuşum. Az önce buzdolabını açıp, ne yesem ne yesem diye bakınırken, göz göze geldik aman ne sevindim! 

Edepsiz Mikrodalgam geçenlerde kapağını açar açmaz, hoooop diye sigortaları da attırarak bozulunca, tamir işi ertelene ertelene bugün oldu işte... Mecburen çorbayı tencerede ısıtmak için mutfakta başında dururken, bekle bekle ısınmak bilmeyince, iki dakika bilgisayarın başına geldim, bir gittim ki kaynamaktan, neredeyse kapağına kadar köpürmüş ve 1000 derece olmuş.

Neyse yarına kadar soğursa, öğlen yemeğim şimdiden hazır bari:) Sizin de canınız çektiyse eğer, öz anneciğinizin uğraşmayacağı kadar detaylı bir anlatım ve adım adım fotoğraflı tarifim işte burada:) Şimdiden afiyet olsun:)

6 yorum:

  1. Hipoglisemik ; bu sozcugu ilk defa duyuyorum
    yazmis oldugun simtonlar oluyor bazen fakat bu simtonlar cok yogun bi sekilde calismaktan meydana geldiginden dusunuyordum fakat yanlis besindenmis oysa olabilir cunki bazen yemek saatlerim tutmuyor rast gele atistiriyorum ondan olmasi gerek saglikli besin derken kan grubuna yonelik besin listeleri var boyle bi durumda yardimci olabilirmi onuda arastirsan sevinirim saygilarimla

    YanıtlaSil
  2. Bu illetten bende de çıktı. Neden bir anda sinirli saldırgan hale dönüştüğüm anlaşıldı. Açken ben de ben diilim :)) beni sık sık doyurun yoksa şerrimden korkun diyorum etrafımdakilere :)

    YanıtlaSil
  3. Aynı sıkıntılar bende de aynen oluyo. En iyisi gidip bi test yaptırym bari.

    YanıtlaSil
  4. Şakası yok valla tuhaf bir rahatsızlık. Beslenme alışkanlıklarında düzenleme yapılmazsa yaşam kalitesini düşürüyor gerçekten. Umarım sizde çıkmaz:)

    YanıtlaSil
  5. 7km hız koşu bandı için yarım saatlik sürede iyi bir hız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belimde fıtık problemi olduğundan, yürüyüş önerilir diye 7 hızında yürüyordum ama belim daha da ağrımaya başlayınca, şimdi Pilates'e başladım. Hoca, henüz bel kaslarını kuvvetlendirmeden kesinlikle 7 hızının doğru olmadığını bu kadar tempolu yürümemin sinirlere daha büyük baskı yapacağını söyledi. Bu durumda önce pilatesle bel kaslarımı güçlendirip, esnek hale getirmemi ve sonra yürüyüş hızımı artırmamı önerdi.

      Sil

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)