reklam

Cafe de Paris sonrası Notebook'la hüngür şakır

"Sevgililer Günü'ne az kaldı", "gittikçe yaklaşıyor", "işte geldi çattı bile" derken rüzgar gibi geçti gitti, değil mi? :) Hediye kısmı bir tarafa da... İşin organizasyon tarafı tamamen bir "case study". 

Biricik eşimin doğum gününde özel motor yat kiralayıp Boğazda başbaşa şampanya, meyva tabağı ve pasta eşliğinde kutlamak da dahil, dönem dönem, çeşitli süper fikirler ortaya koyan biri olarak, bu seneki Sevgililer Günümüz'ü daha sakin bir yemek eşliğinde "Cafe de Paris" Restaurant'ta kutlamaya karar verdik ve 1 hafta öncesinden rezervasyonumuzu yaptırdık. 



Şimdiye kadar Paris ve İstanbul'daki Cafe de Paris'leri ve Cenevre'deki Le Relais de l'Entrecote'u defalarca kez denediğim için rahatça iddia edebilirim ki; bence Bonfileye en çok yakışan sos bu! Evet evet hatta daha da ileri gidiyor ve onu tek geçiyorum! :)



 

Cafe de Paris'nin Sortie'deki şubesinin de ambiyansı güzel ama, yazın doğum günü kutlaması da dahil bir kaç kere gittiğimiz İstanbul Suadiye Oteli'nin terasında yer alan Suadiye Cafe de Paris'nin, deniz, yeşil ve adalar manzarası hepsinden farklı... Güneşin batımı burada, bir başka muhteşem!  



İster romantik bir akşam yemeği, ister değerli misafirlerinizi, hatta varsa yabancı davetlilerinizi keyifle ve gururla ağırlamak için biçilmiş kaftan...







Marmara Denizi’ni, taaa Yalova sahillerinden, Bakırköy’e kadar, hiperrealist çalışılmış, dev boyutta yağlı boya bir peyzaj tablo gibi gözler önüne seren manzaraya bir de...





...elinizi uzatsanız dokunacaksınız hissi veren ve gece olunca pırlanta gibi ışıldayan Prens Adaları da eklenince değmeyin keyfinize :)




Bir yandan hazırlanıp, bir yandan da biricik Eşimi beklerken, zil çalıp da kapıyı açtığımda, kucak dolusu Kırmızı Güllerle karşılaştım:)  

Derken kış sezonu dolayısıyla Teras kısmı yerine,  Suadiye Oteli'nin altında yer alan Cafe de Paris'nin üstü kapalı versiyonuna gitmek üzere yola çıktık.



İçerisi normale göre ekstra doluydu doğal olarak. 


Burada yemek, her zaman fiks menü mantığında sunuluyor. Dünyadaki tüm Cafe de Paris'lerde artık klasikleşen şekliyle, ilk önce özel hardal dressing'li cevizli bir Salata geliyor. 

Sonrasında ana yemek... İster Bonfile, ister Tavuk seçebiliyorsunuz ki biz tercihimizi Bonfile'den yana kullandık.

İstediğiniz kıvamda pişirilerek, masanın ortasına yerleştirilen bir tea light sistemi üzerinde, ısıtılmaya devam edilerek sunulan et, Cafe de Paris'nin enfes sosu ile birleşince, tadı damağınızda kalıyor. 




Henüz tatmamış olanlar için açıklamam gerekirse, Cafe de Paris’in en önemli özelliği; uzun yıllardır tarifi sır gibi saklanan 41 çeşit tat ve 24 çeşit baharatla hazırlanan bu mükemmel sosu…


Etin yumuşaklığı ve tadı da çok çok iyi... Yanında gelen patateslerden ise arzu ettiğiniz kadar yiyebiliyorsunuz. 








Etinizin çeşidine uygun olarak tercihinize sunmak üzere çok geniş bir şarap kavına sahipler... Seçin beğenin işte zevkinize göre! 

O gece güzel bir ziyafetten sonra Sevgililer Günü'nün anlam ve önemine uygun bir klişe olarak, Kalp şeklinde Pembe renkli Parfe Pastamız geldi. Tadı aynı Tutti Frutti'li dondurma gibiydi.

Eğer siz normal bir günde gittiğinizde tatlı yemek isterseniz, belki profiterole şans verebilirsiniz... Ayrıca parfe, dondurma, sufle gibi tatlıları da mevcut. 
(Merak edenler için, Sevgililer Günü'ne özel fiks menünün, sınırsız yerli içkiyle kişi başı fiyatı 99 TL'ydi)

Bu leziz yemek sonrasında eve dönüp, güzel bir film izleyelim derken, kanallardan birinde The Notebook (Not Defteri) filminin yayınlanmaya başladığını fark ettik. Daha önce bir kaç kere izlemiş olmamıza rağmen, başroldeki, gözlerinin içi her daim gülen o kızı  görünce (Rachel McAdams), kanal değiştiremeden takılıp kaldım. 


Bu kız ne kadar şirinse, filmdeki sarışın yaşlı teyze de, bir o kadar "nursuz" yahu:) Neyse henüz filmi görmeyenler için spoiler vermeyelim şimdi ayıp olmasın. 

Nick Cassavetes'in yönettiği, 2004 yapımı, Rachel McAdams ve Ryan Gosling'in başrollerini paylaştığı ve yıllar öncesinden kopup gelen bir aşk hikayesinin, sararmış bir not defterinden anlatıldığı, büyük ilgi gören, "The Notebook" oldukça romantik bir film... 



Tavsiyem, 
eğer hala izlemediyseniz ama planlarınız arasında varsa, ekran karşısına geçtiğinizde yanınızda bol bol selpak bulundurmayı unutmayın. Dediğim gibi; Romantizm doruklarda :) Kaçıncı kere izledim bilemiyorum ama yine yaptı yapacağını ve hüngür şakır olmaktan yine kurtulamadım:)




Madem bu filmden bu kadar bahsettik. O zaman en sevdiğim tasarım markası WISH FOR NISH'in "Avant-Garde" Koleksiyonu'ndan "The Notebook" filmi hayranları için ÖZEL ve TEK olarak tasarlanan bu Kolye, "Bugünün Aksesuarı" olsun...


Handmade ve unique (tek bir adet) hazırlanan aksesuarların değerini bilen ve ilgilenenler için WISH FOR NISH The Notebook Kolye hakkında detay vermem gerekirse şöyle:


'The Notebook' film Afişi görselinin yer aldığı, Füme renkli İtalyan Mabel Zincirler, Şeffaf Beyaz Küp boncuklar, Gümüş ve Antrasit Renkli Zincirlerden Oluşan ve tamamen El İşçiliğiyle ve TEK olarak hazırlanan Özel Tasarım Kolye.

Eşsiz ve benzersiz... Aynı bizler gibi değil mi? :) Modayı yakından takip edenleriniz biliyordur zaten.. Bu sene büyük zincirler çok trendy! Sezonun olmazsa olmazlarından... Bu eşsiz kolyeye, başkası kapmadan sahip olmak isteyenlere tavsiyem www.wishfornish.com'u hemen ziyaret etmeniz:)



Geçmiş Sevgililer Günü'nüz tekrar kutlu mutlu olsun. Allahtan yenisinin gelmesine daha neredeyse 1 sene var. Sevgili hediyesi düşünmeye başlamak için henüz erken... Hadi azcıcık da kendinizi şımartın! :)

8 yorum:

  1. Anlatımınız o kadar akıcı ve samimiki. Sizinle gecenin bu saati tanıştım ve blogunuza aşık oldum:) Bundan sonra blogunuzun yakın takipçisiyim:)

    YanıtlaSil
  2. Üşengeç Şefim sen çok yaşa! :)))

    YanıtlaSil
  3. Kolyeye de ayrıca bayıldım. Bu Wish for Nish de süper şeyler varmış

    YanıtlaSil
  4. Resimler enfesss. Anlatım iştah açıcı. Bu aralar böyle bir romantik yemek mekan arıyordum. Ben bir rez. yaptırsam iyi olur bu Ctesiye madem

    YanıtlaSil
  5. Valla ben de çok seviyorum Cafe de Paris'yi... Hatta öyle ki; O sosa ekmek banar yine 1 gram bile bırakmam tabakta. Yazık günah arkamdan ağlar:)

    YanıtlaSil
  6. Güzel yorumlarınız için çoook teşekkürler:)

    YanıtlaSil
  7. Not defteri filmini yakinda tekrar izledim ama yagmur altindaki en romantik sahneleri digiturk tarafindan sansurlenip kuşa döndürülmüştü.

    YanıtlaSil
  8. Yazınız bana ilham verdi. Eşimle yıl dönümümüz için Cafe de Paris'e yer ayırtıcam. İnşallah biz de sizin gibi memnun kalırız. yemekler ve manzara çok keyifli gözüküyor. Siz olmasanız naapardık? Teşekkürler!

    YanıtlaSil

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)