reklam

Görme Engelliler için Sesli Kitap Projesine Gönüllü oldum:)

Bütün gün notebook karşısında olmaktan, gözlerimin ferinin söndüğü bir anımda, aniden aklıma geliverdi. "Yahu", dedim kendi kendime, "canın istediğinde açıyorsun istediğin kitabı, dergiyi, gazeteyi okuyorsun, TV, sinema, tiyatro gösterilerini izliyor, hangi konuda bilgi almak istiyorsan hemen bakıp internetten araştırıyorsun da"... "ya gözlerin hiç göremeseydi, o zaman nasıl bir yer olurdu bu dünya?"...

Biliyorum bu tarz karamsar konular insanın en son düşünmek istediği şey, ama, içinde her gün bin tur attığınız ve avucunuzun içi gibi bildiğinizi sandığınız evinizde bile, bi 5 dakika kadar gözlerinizi kapatıp, hiç açmadan dolanmaya, mutfak dolabından bir şey alıp, salona geçmeye, göremeseniz bile sadece sesini dinlemek için TV Kumandasını arayıp, üzerindeki tuşları hissederek doğru kanalı bulup açmaya filan çalışın... Ne uçsuz bucaksız, ne derin, ne fena bir karanlık o, değil mi? 

Bir de gözleriniz görmeden ve tek başınıza yemek hazırlamak zorunda olduğunuzu farz edin. Bir şeyler kesmek, doğramak, hatta altındaki ateşi yakarak, ocağı çalıştırmak... Yemeğin pişip pişmediğini görmeden anlamaya çalışmak... 

Bundan yaklaşık 2 sene kadar önce Kadıköy Belediyesi Bünyesinde Görme Engelliler Sesli Kütüphane uygulaması olduğunu duyar duymaz, kendileriyle irtibata geçtim ve gönüllü olduğumu bildirdim. 

Meğer aslında bu konuda çok başvuru olmasına ve okunmayı bekleyen milyonlarca kitap olmasına rağmen, yeterli sayıda "Kayıt odaları" bulunmadığı için, bugüne kadar herhangi bir geri dönüşte bulunamamışlar. 

Geçen Cuma günü nihayet Konuşan Kitaplık Ekibinden gönüllülük başvuruma teşekkür eden bir e-mail geldi. Başvuruların yoğunluğu ve okuma kabini sayılarının kısıtlılığı nedeniyle uzun süre dönüş yapamadıklarını, ancak süreci hızlandırmak ve kaliteli okuma yapabilecek gönüllüleri seçmek amacıyla, yeni bir uygulama başlattıklarını ve vurgulara dikkat ederek, dil sürçmesi olmadan akıcı bir şekilde kitap seslendirerek, hatalarını silip, düzeltecek kadar bilgisayar bilgisine sahip olanları tespit etmek amacıyla, deneme kaydı almak üzere kütüphanelerine davet edildiğimi bildirdiler. "Olleeey" diyerek, hemen kendim ve benim gibi her koşulda eğitim ve sosyal sorumluluk deyince hemen orada olmak için can atan yakın arkadaşım Şebnemcim için stüdyoyu rezerve ettirdim.


Pazartesi günü sabahın 8'inde stüdyoda kayıda girmiştik bile:) Söyledikleri gibi, henüz, hepi topu 2 tane Kayıt Odaları mevcut... Bunlar ses geçirmeyen özel kabinler...

Sağolsunlar Kadıköy Rotary Kulüp tarafından bağışlanmışlar öğrendiğim kadarıyla... Bundan yaklaşık 3 sene önce kadar her biri yaklaşık 15bin TL'ye mal olmuş. 

İçinde özel program yüklü bir masa üstü bilgisayar, bir kafa mikrofonu ve kulaklıktan oluşan bu küçük kabinin içine, okuyacağınız kitaplarla giriyorsunuz. 

Programın nasıl kullanıldığı size kısaca anlatılıyor. Kapıyı kapatıp, o sessiz ortamda konsantre olup, başlıyorsunuz kitabınızı okumaya.. 

Nihayet aldığım Diksiyon Eğitiminde edindiğim farkındalıkları, hakkıyla kullanabileceğim bir ortamdayım:) Aman sanmayın ki illa Diksiyon eğitimli olmak şart...

Eğer okuma esnasında hata yaparsanız veya diliniz sürçerse, hemen müdahale edip, silme ve tekrar okuma imkanınız var. Yalnız belirtmeden geçmeyeyim ki eğer, böyle bir konuda adım atmayı siz de düşünüyorsanız ama kapalı alan fobiniz varsa, aman diyim...

Deneme kayıdım için Türkçe ve İngilizce kitap okumayı istediğim için, "Dedikoducu Kız" ve "The Left Hand of God" kitapları çıktı listeden benim bahtıma.



"Dedikoducu Kız", Cecily von Ziegesar'ın Amerikan gençlik romanı serisi, sonradan dizi filmi de çekilen meşhur kitabı "Gossip Girl". 

New York'un Yukarı Doğu Yakası'da yaşayan bir grup zengin genç arasında yaşanan acayip olayların anlatıldığı "Dedikoducu Kız", çoğu zaman komik ve eğlenceli, kimi zamansa bütünüyle insancıl ve son derece duygusal bir roman olarak tarif edilmiş. 

Hiç izlemesem de bir ara sanırım bu dizinin Türk versiyonu da "Küçük Sırlar" ismiyle yapılmıştı ve Arda Turan'ın müstakbel eşi Sinem Kobal da rol almıştı.
Paul Hoffman'ın yazdığı ve "Tanrının Sol Eli" olarak çevirebileceğimiz "The Left Hand of God" ise yazarın epik üçlemesinin ilk kitabı..."Kurtarıcılar Tapınağı, umudun ve neşenin hoş görülmediği metruk bir yer. Tapınak’ta yaşayanların çoğu, oraya küçücük birer çocukken zorla getirilmişler. 

Bu çocuklar, zalimlikleri ve hiddetleri tek bir amaca hizmet eden Kurtarıcı Efendilerin idaresi altında sindirilmişler. Tapınak’a bir giren, bir daha çıkamaz." şeklinde kısaca tanıtabilirim size...

Her iki kitaptan da toplamda yaklaşık yarım saat kadar bir süre belirli pasajlar okuyup kaydettikten sonra, Şebnem ile birlikte oradan çıktığımızda, küçük bir sessiz kalışımızdan sonra konuşurken fark ettik ki; ikimizin de içinde tuhaf bir mutluluk oluştu. Yaptığımızın, çok önemli bir şey olduğundan değil, ama... Şu bencil dünyada 40 yılda bir hayırlı bir iş için, en ufağından da olsa, bir adım atmış olmak, insana sanki ruhunu arındırmış gibi bir his veriyor gerçekten. Artık, haftada 2 saat olmak üzere belirli bir gün ve saatte stüdyoya kayıda girmek için randevulaşmaya kaldı sürecimiz:)

Hatta yetkililer "eğer evinizde sessiz bir ortamda kayıt yapabileceğinize inanıyorsanız, notebook'unuzu bir seferliğine bize getirmeniz halinde, içine gerekli programı yükleyebiliriz ve sesli kütüphanede henüz okunmamış olduğunu teyid ettiğimiz kitapları seslendirerek, bir kulaklık ve kafa mikrofonu sayesinde, evinizin konforunda da kayıt yapabilirsiniz dediler" ki ben bu alternatife de çok sıcak bakıyorum.

"Aman canım, kitap da neymiş, hem okunsa ne olur, okunmasa ne olur? Mesela ben okumayı sevmiyorum ve eksikliğini de hiç hissetmiyorum" diye düşünenler için çok anlamlı bir mesaj içeren şu görsel gelsin o zaman :)



Boğaziçi Üniversitesi'nde en son tamamladığımız "Kadın Girişimci Yönetici Sertifika Programı" dolayısıyla, son dönemde Boğaziçi kampüsünde oldukça zaman geçirmiş biri olarak, beyaz bastonlarıyla okulun her yerinde çok sayıda olduğuna tanık olduğum Görme Engelli öğrencilerden çok etkilendim. Bu nasıl mucize bir başarıdır, bilemedim. Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Laboratuarı-GETEM bu konuda çok etkinmiş. Görme engelli üyeleri, okunmasını istedikleri kitapları kendilerine bildirdiğinde en kısa zamanda temin edip, sesli online kütüphanelerine yüklüyorlarmış. Hatta bilgisayarı olmayanlar için ise Türk Telekom işbirliği ile Türkiye'nin ilk ücretsiz Telefon Kütüphanesi projesini başlatmışlar. Köklü üniversite olmak böyle bir şey olmalı...

Babam da bazen anlatır... Hukuk Fakültesi'nde okuduğu dönemlerde, okulun en başarılı öğrencileri arasında Görme engelliler de varmış. 

Hem de o zaman şimdi olduğu gibi sesli kitap alternatifi de olmadığını ve Braille alfabesi denilen Altı nokta alfabesiyle yazılı ders kitaplarının da ne kadar kısıtlı sayıda olabileceğini göz önüne alırsak, bu başarı örneklerini gördükçe, duydukça, "asıl engelli olan kim?", insan merak ediyor valla... 

Görme engellilerin ev ortamı dışındaki dünyaları, daha da tehlikelerle dolu. Gözümüz açıkken bile yürümeye zorlandığımız yollarda, bir de onların yerine koysanıza kendinizi. Sadece görme engelliler değil, bedensel engelliler için de durum çok vahim...



İlk yağmurda deve hörgücü gibi inişli çıkışlı hale gelen ve modern dünya ülkelerine göre çok çok yüksek yapıldıklarından, çıkabilmek için adeta bir Dağcı gibi tırmanmak gereken kaldırımları bir düşünün... 20-30 santimlik kaldırımlar... El insaf!



Ve onların üzerinde, her biri birbirinden alakasız modelde ve zevksizlikte dikilmiş "baba" tabir ettiğimiz o küçük tuhaf demir direkleri... 

Yetmezmiş gibi, kaldırım ortalarına, henüz fidanken dikilip, sanki yarın- öbür gün hiç büyümeyeceklermiş gibi, etrafında çok az bir toprak alan bırakılan zavallı ağaçları ve onların kökleri ve gövdesi genişledikçe daha da yamulttuğu kaldırım taşlarını...


Ya da "engelli kaldırımı" diye yola sıfır başlayan ama meyilden az sonra, hemen önüne elektrik direkleri veya tabela dikilen kaldırımları... 

Bunu görünce insan, "acaba bu kaldırımı yapanlar bunu hiç mi görmüyorlar?" diye düşünmeden edemiyor. En basitinden, Belediye Başkanları ve çalışanları, oylarını aldıkları o yörenin halkını, sokaklarını, parklarını bir daha hiç mi çıkıp ziyaret etmiyor, etrafına bakınmıyor, sorunlarını dinlemiyor, bunu merak etmemek işten değil.

Tuhaflıklar say say bitmez ki.. Çoğu engellinin dışarı çıkmaya çekinip, kendi dünyalarına kapanıp, asosyal birer birey olması, aslında ne kadar da kaçınılmaz, değil mi?


Ara sıra görüyorum, yeni bir uygulama olarak son dönemde Kaldırımların üzerine sarı ve kabartılı bir sistem uygulaması başlatıldı. Amacı engelli yürüme parkuru olmasıymış. Gelin görün ki durum şaka gibi. Engelliyi ya bir ağaca, ya bir direğe, ya da otobüs durağının yan camına çarptırmak üzere tasarlanmış gibi...Yapmayın etmeyin...

Göstermelik ve şekilcilikten yana uygulamalarla bir yere varamayız. Yapılması gerekenler gün gibi ortada; En kısa zamanda Kent merkezindeki cadde, meydan ve bulvarların kaldırımları, engellilerin kullanımına uygun olacak şekilde yeniden düzenlenmeli. Özürlü rampaları; tekerlekli sandalyelerin kaymasını önleyen, uzun ömürlü ve aşınmaya karşı dirençli olmalı. Kaldırımların genişliği ve yüksekliği, yaşlı ve engelli vatandaşların kullanımına uygun şekilde yeniden düzenlenmeli ve bizler de bunların takipçisi olmalıyız. 

Yoksa, Ankara'da 30 cm'lik kaldırıma çıkamadığı için, yoldan gitmek zorunda kalarak, geri geri gelirken kendini fark etmeyen çöp kamyonunun altında hayatını kaybeden engelli kardeşimiz için "ah ah, vah vah" demekten öteye gidemezsek, onun arkasından "kaldırımı kullanmalıydı ama!" diyerek sıyrılmaya çalışanlardan ne farkımız kalır ki?

Not: "Görme engelliler için bizim de yapabileceğimiz bir şey var mı?" diyenleriniz için, bahsettiğim gibi faydalı ve etkin faaliyetler gösteren Kulüp ve Vakıflar, yeni kayıt kabinleri bağışı yapabilir. Daha düşük maliyetli yardımlar yapmayı arzu edenler ise, TÜRGÖK "Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı" web sayfasında yer alan ihtiyaç listesinde göreceğiniz üzere, bilgisayar, kulaklık, program, kayıt cihazı vs. gibi bütçenize uygun ne varsa bağışlayabilirsiniz. İhtiyacı olana bir şekilde destek olabilmek ne güzel :)

8 yorum:

  1. gönüllülük adıyla yaptığınız bu iş çok değerli ve blogunuzda çok başarılı. tebrik ederim. yazılarınızı merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil
  2. Nazik yorumunuz için çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  3. Bu örnek davranışınızdan dolayı kutlarım sizi.

    YanıtlaSil
  4. Biz Engellilerin duygu ve düşüncelerine bu derece tercüman olduğunuz için, size ne kadar teşekkür etsek azdır

    YanıtlaSil
  5. Esas ben teşekkür ederim. Bu konuda bilinç oluşturmak için ne kadar yazsak, ne kadar çizsek azdır...Toplumda ufacık bir farkındalık bile yaratabilirsek ne mutlu bize...

    YanıtlaSil
  6. Gönüllü okuyucu olmak için talebimizi nasıl iletebiliriz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kadıköy Belediyesinin Görme Engelliler Sesli Kütüphanesine bu talebinizi iletebilirsiniz. Web siteleri: konusankitaplik@kadikoy.bel.tr ve Email adresleri: konusankitaplik@kadikoy.bel.tr

      Sil
  7. Malesef bu tür duyarlılıkları her kez göstermiyor

    YanıtlaSil

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)