reklam

Valla "İlaç" niyetine: CEM YILMAZ FUNDAMENTALS :)

Cem Yılmaz'ı ilk olarak, bundan yıllaaaaar yıllar önce bir TV kanalında Ana Haber bülteni'nde görmüştüm. Bir dergide karikatüristlik yaparken, bir yandan da, eşe dosta anlatarak başladığı mini stand up gösterilerinin çok beğenildiğinden ve artık gitgide ününün yayıldığından bahsediyorlardı. 

İyi ama sahneye nerede çıkıyordu ki ?  İşte bu kısmı ya ben haberde kaçırmıştım ya da reklam olmasın diye o Kültür Merkezinin adını vermemişlerdi. Ama çekimlerden Beyoğlu'nda ara bir sokağa girince, hemen sağda bir yerlerde olduğu belliydi. O da ne? Bir kaç saniyeliğine fark ettim ki sözü edilen sokak, Beyoğlu’ndaki eski Vakko binasının tam karşısına denk geliyordu. Olleeyy! Bu ip ucu bana yeter de artardı bile... 

Hemen gidip keşif yaptım ve Leman Kültür'ün kapısından girer girmez dosdoğru, sadece son birkaç tane kalan biletlerden almaya koştum:) 

Gösteri günü geldiğinde en üst kata çıkıldı. Köşede 2 metrekarelik bir platform üzerinde sahneye çıkan Cem Yılmaz'ı, alan darlığı nedeniyle kısıtlı sayıda seyyar sandalyelerde oturulan ve içinde bol bol ünlü simaların da yer aldığı özel bir izleyici topluluğuyla birlikte izleme şansım oldu. Düşünün artık, sene 1995... 

Cem Yılmaz herkesi kırdı geçirdi gülmekten... Ünlü dediğim isimlere de tek tek takılmadan durmadı tabi. Bu ilk şovundan en çok aklımda kalanlar, herhalde çoğunuzda da olduğu gibi Superman esprileri oldu... 18 sene olmuş dile kolay:)

Sonrasında Cem Yılmaz kendini daha da geliştirdi ve üstün hafıza yeteneği ve zekasıyla tüm şovlarına 3'er 5'er gittiğim, bunlarla da yetinmeyip her fırsatta ezberleyene kadar DVDlerini izlediğim bir fenomene dönüştü. 

Bir keresinde annemi de elinden tutarak "hadi Cem Yılmaz’a gidelim, çok komik, çok eğleneceksin!"dedim ve Yunus Emre Kültür Merkezi’ndeki oyununa gittiiiik. Gelin görün ki, salonda ses düzeni bi rezalet. Orta sıralarda sağda bir yerlerde oturuyoruz ve sadece mırıltı tadında bir şeyler duyuyoruz. Ben tabi oyunları ezbere bildiğim için o mırıltılar benim için bir şeyler ifade ediyor, çünkü beynim onun el kol hareketleri ve o alttan alttan gelen sesleri tamamlıyor ve ben hala devamlı gülüyorum... 



Ama bir ara anneme bakma gafletinde bulundum ki, o da benim gibi halinden memnun mu acaba, diye... Ah canım ya... Elini işaret parmağı yanağında olacak şekilde çenesine koymuş, Şirin Dede’nin ikizi “Kim 500 bin İster”in Kenan Işık’ı misali, TV’de bir tartışma programı izler ciddiyette duruyor... Başımdan aşağı kaynar sular döküldü tabi. Kadıncağız haklı, hiç bir şey duyulmuyor ki... Neye gülsün... Durum böyle olunca benim de keyfim kaçtı tabi. İşin kötüsü bir daha ona ne zaman Cem Yılmaz desem, "aman bana hiç komik gelmiyor ne buluyorlar onda anlamıyorum ki" dedi hep... "İyi de annecim duyamadın ki adamı, o yüzden de doğal olarak komik gelmedi, gelemedi" dedim durdum, yıllarca savundum:)

Sanırım ilk filmi “Her şey çok güzel olacak”tı. Mazhar Alanson’la ağabey-kardeşi oynadıkları da harika bir filmdi. Kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum bile. Selim Naşit'i de burdan rahmetle analım bu vesileyle... Eğer bu filmi hala izlemediyseniz, kesinlikle tavsiye ederim. 


Sonrasında Gora da olukça iyiydi, Organize İşler'deki rolünde de beğenildi. Vizontele'de de çok şekerdi.


Ama Arog’tan şahsen hiç keyif almadım, hatta Yahşi Batı'da film esnasında yarım saat kadar filan horul horul uyumuşum:) Dolayısıyla o ne yapsa körü körüne hepsine bayıldığımı söylemiyorum. Mesela son dönemdeki yüksek prodüksiyon bütçeli o banka reklamları beni pek cezbetmiyor ne yalan söyleyeyim, olmasa da olur sanki... Ama konu stand-up'sa, kabul edelim ki o bir tane...

Geçenlerde bir gün annem, büyük ihtimalle, günlerdir süren lodos’un da etkisiyle, tansiyon dalgalanmaları yaşayınca, doktora götürmek istedim. Ama hangi özel hastaneyi arayıp, o güne randevu almak istesem, saatlerce telefonu, o ona, bu buna bağlaya bağlaya, nihayetinde hepsi ağız birliği etmişcesine, aynı gün için randevu vermelerinin, prosedürleri gereği yasak olduğunu, bunun ancak ertesi gün için mümkün olabileceğini söyledi. Doktorun boş saati varken, aynı güne randevu vermemelerini, çok saçma bulduğum bu prosedürlerine sinir olarak, ne yapsam, ne yapsam düşünmeye başladım...

"Hadi hazırlan gidiyoruz" dedim ve doğruca bir alışveriş merkezi içindeki sinema gişesinden biletlerimizi alarak, Cem Yılmaz’ın son gösterisine annemi apar topar götürdüm. "Ya ama ben pek komik bulmuyorum onu, kem küm” filan demeye çalıştı ama dinleyen kim? "Yahu" dedim "ben izledim, çok da güldüm. Senin de başarabileceğine inancım sonsuz:) Yapabilirsin ha gayret! Hem bak bu sefer Tiyatrodaki berbat ses düzeni gibi olmayacak, maşallah "dolby surround" sistemle gümbür gümbür duyacağız Cem Yılmaz’ın sesini":)


Neyse gittik yerleştik yerimize. Yaklaşık yarım saat süren reklamlar esnasında, koltukların da rahatlığıyla, baktım biraz fazla kaykılmaya, hatta ufaktan uyuklama moduna girmeye hazırlanıyor bizimkisi... 


Uykusunu kaçırmak için devamlı sohbet açıp, her türlü şaklabanlığı yaptım ve gösteri boyunca benim hatırım için uyumamasını ve biraz olsun beğeni standartlarını, normal insanlar seviyesine indirerek, sadece anın tadını çıkarmasını rica ettim. "Tamam" dedi anlaştık ve film başladı. Benim gözüm ekrandan ziyade, annemde tabi. Uyuyor mu, dinliyor mu, gülüyor eğleniyor mu?... 

Valla 2,5 saat boyunca devamlı kahkahalar atarak güldü. O güldükçe benim içim ferahladı. Çıktığımızda ne tansiyon kalmıştı, ne baş dönmesi :) "Ay ben Cem Yılmaz'ın böyle komik olduğunu bilmiyordum" deyip deyip, yine güldü :)


Pek çok hastane, ilaç ya da doktorun yapamayacağı bir tedavi yöntemiyle, “gülerek iyileştiğine tanık olduğum anne” örneğinden de sonra, bir standup komedyeni olarak Cem Yılmaz’ı başka kimseciklerle kıyaslamamanın, en doğrusu olduğuna inancım sonsuz...

3 yorum:

  1. Gerçekten Allah vergisi yetenek ve zeka'sı var. Çok güzel düşünmüşsünüz annenizi Dr. yerine Cem YILMAZ'A götürmeyi. Reklam sloganı neydi dilimizden düşürmediğimiz "Dr. bu ne?":)
    Ben Ata DEMİRELİ de çok beğeniyorum. Bir ara onun hakkındaki görüşlerinizi veya varsa deneyimlerinizi bizimle paylaşırsanız mutlu olurum. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. İnsanları karikatürize ederek bakmak lazım olaylara. O zaman her şey ön yargısız bir şekilde anlam kazanıyor ve keyif veriyor. Yazılarınızı çok beğeniyorum ve takip ediyorum.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. İlginiz ve güzel bakışınız için teşekkürler:)

    YanıtlaSil

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)