reklam

Cem Yılmaz esprilerini Hollandalı'ya anlatma gafletimiz:)


Kendinin de sık sık vurguladığı gibi, Cem Yılmaz’la ilgili en tuhaf şey, 3 saat boyunca izlediğiniz şovdan sonra, aklınızda anlatacak doğru dürüst pek bir şey kalmaması ya da hadi bir şeyler hatırlıyorsanız da, bunu oyunu izlemeyen birine, onu taklit ederek anlatmaya çalıştığınızda, hiç de komik gelmemeniz... O kadar çırpınırken, soğuk bakışlara maruz kalmak an meselesi. Denedim biliyorum. Hem de Hollanda’da... Hollandalı arkadaşımıza... 

"Hem kültür farklı, hem dil farklı... Senin neyine esprileri İngilizceye çevirmek de, bir yabancıya anlatmak için uğraşıp durmak?” demeyin valla... Önce bir dinleyin... Durun bak şimdi anlatıyorum, hak vereceksiniz :)


Cem Yılmaz’ın son dönemde TİM’de sahnelediği CM101MMXI Fundamentals gösterisinin, Avrupa Turnesini; Megastar Tarkan, Komedi Dükkanı Tolga Çevik, Ajda Pekkan ve Sibel Can gibi bu tarz başarılı konser ve şovları Avrupa’da pek çok noktaya taşıyan ünlü organizatör arkadaşımız Seyfi Atçeken yapacaktı. 




Amsterdam’daki şovu ise, tam da bizim oradaki tatilimize denk gelince, bunun farklı bir deneyim olacağına karar vererek Heineken Music Hall’da VIP’deki yerimizi rezerve ettirdik. 

Amacımız şovu izleyip, arkasından hep beraber biraz after Party’de zaman geçirdikten sonra Palladium isimli gece klübüne geçmek ve bir de Hollanda gençliğinin nasıl eğlendiğine tanık olmaktı.


Neyse gösteri günü geldi çattı. Biz ve Hollanda’da yaşayan yakın dostlarımız, "nasıl gideriz kaçta orda oluruz"u konuşurken... Bir anda aklımıza dank etti... Yahu bu çocuklardan biri Hollandalı! Tamam yıllar içinde o kadar bizden oldu, o kadar bizden oldu ki, son geldiği durumu şöyle açıklayayım... 

Hani “Dutch Way” denilen herkesin kendi hesabını ödediği, başka da bir şeye karışmadığı sistem vardır ya... Nedense bizim dilimize "Alman usulü" olarak çevrilmiştir, ama aslında "Deutsch Way" değil, "Dutch" yani Hollanda usulüdür o! Çünkü gerçekten de standart bir Hollandalı için bu çok normal bir durum... Ama gelin görün ki, bizim Hollandalı arkadaşımız yıllar içinde bir Türk'den çok daha eli açık ve bonkörlükte sınır tanımayan bir insana dönüşüverdi yanımızda zaman geçire geçire...

Her hesap ödenme anı geldiğinde, herkes birbirinin cüzdan tutan ellerini yakalamaya, hesap pusulasını alıp kaçmaya, hiç olmadı diğerlerinin cüzdanını kapıp, hesabı kendisi ödeyene kadar saklamaya giden bir sürü komik hareketler silsilesine giriyoruz topluca... 

Güya hepimiz birbirimizden akıllıyız ya, yemeğin sonlarına doğru "ben bir lavaboya gideyim" deyip masadan kalkan, hooop garsonun yanına koşuyor, hesabı ödeyip dönüyor. Yemek bittiğinde de bir başka akıllı, eliyle diğerlerine çaktırmadan "imza" hareketi yapıp, hesabı istediğinde, çoktaaan ödendiğini garsondan öğrenip, şok geçiriyor. Çok eğlenceli, değil mi ama? Valla artık gerçekten ihtiyacı olanı bile, hesap ödenene kadar tuvalete göndermeme noktasına geldi durumumuz, düşünün artık:)

İşte bu bahsi geçen Hollandalı arkadaşımız, seneler içerisinde sayemizde büyük sempati duyduğu Türk kültürüyle iyice haşır neşir olarak, her uzun tatilini Türkiye’de geçirerek, bir de üzerine belli bir süre orada, Türkçe dersleri alarak, normalde topluluk içinde Türkçe konuşmaya çekinse bile, bayağı birşeyler öğrendi. En azından kelime hazinesi gelişti. Yalnız bir şey söyleyeyim, Türkçe; gerçekten de, sonradan öğrenilmesi hiç de kolay olmayan bir dil... O fiillerin sonları her seferinde değişiyor ya, akıl sır erdirmek imkansız...

Biz onun yanındayken, ayıp olmasın diye çoğunlukla İngilizce sohbetler ederken, ara sıra da kendimizden geçip ve onun da şikayetçi olmamasından yüz bularak bazen Türkçe konuştuğumuz da oluyor tabi. Sanırım işte bu yüzden olacak ki, onun Türkçe bir standup gösterisinden hiçbir şey anlamayacağını ve dolayısıyla çocukcağızın hiç eğlenemeyeceği bir salonda, kahkaha atan binlerce Türk’ün arasında kendini çok kötü hissedeceğini fark etmemiz ,biraz zaman aldı. 

Ona bu işkenceyi yapmadık tabi ve evde kalmayı tercih etti.  Dolayısıyla biz şovu izlemeye, aklımız biraz da onda kalarak gittik. Çünkü o ana kadar her etkinliğimizi, her zaman, hep birlikte yapıyorduk. 

En basitinden, bizim için Amsterdam’daki MadameTussauds müzesine bile gelmişti. Beraber ünlülerin balmumu heykellerinin etrafında çılgınlar gibi eğlenip, komik danslar etmiş, hatta korku tüneline dalıp, çığlık çığlığa koşuşturmuştuk içeriden çıkana kadar:)

Oysa şimdi onu tek başına bırakıp gitmiş ve gittiğimiz yerde tam 3 saatlik şov boyunca ağzımız kulaklarımızda, gözlerimizden yaşlar gelerek, saatlerce kahkaha atmıştık... Hepimiz şov bittiğinde, estetikli gibi gerilen yüz kaslarımızdan ve  gülmekten ağrıyan çenemizden dem vurup, ister istemez, yüzümüze masaj yapar haldeydik:D

Türkiye’deki gösterisine ilaveten, yurt dışında yaşayan gurbetçi Türklerle ve Hollanda kültürüyle de ilgili esprileriyle de geceye damgasını vurdu tabi. Adam müthiş bir yetenek:)


Ertesi gün kahvaltı esnasında, yeterli Türkçesi olmadığı için böyle süper bir şovdan mahrum kalan biricik Hollandalı dostumuzun da bizim gibi gülmesini, eğlenmesini istediğimizden, best friendim'le birlikte başladık aklımıza gelen esprileri İngilizce’ye çevirip, taklit ederek anlatmaya... 

Bir – iki- üç derken çocukcağız nezaketen "Aaa.. Yes!, Ow Okay! " filan diye zoraki tepkiler vererek, hafiften gülümsüyor naapsın... Biz de “hah şimdi, bak esas şunu dinle, bak bu tam bomba!” diye başka bir tane anlatıyoruz, biz hala kikirderken o “hı hı” diye tüm ciddiyeti ve nezaketiyle, anlattıklarımıza ilgili davranmaya çalışıyor. 

En sonunda dayanamadı ve yaptığımız bir espri çevirisinden sonra ingilizce olarak şöyle dedi: “hmm ve siz de buna güldünüz mü?” 

Uppsss! Hahaha çocuk haklı yaw... Neyse daha fazla işkence yapmadık ona. Anladık ki olmuyor olamıyor. Cem Yılmaz’ın bu konudaki yerini hiç kimse tutamıyor.

2 yorum:

  1. Hollandali bir arkadasim olmustu. O da asla hesabi odemek icin bizim gibi atlamazdi baslarda cok sasirmistimnasi boyle olduguna. Meger hepsi ayniymis.

    YanıtlaSil
  2. Biz de Cem Yılmazın bu gösterisini Almanya Hamburg'da izledik. Gülmekten yerlere yattık bütün salon:)))

    YanıtlaSil

Yorumlarınız benim için çok önemli.
Üşenmez de web sitemin sağ en üstündeki "Bloguma Üye Olun"a tıklayarak sadece 2 saniyede üye olursanız, mesajlarınız "adsız" çıkmazlar ve ben de sizi isminizle tanıyabilir ve daha da mutlu olurum bilesiniz:)