Ayvalık'ta Doğuş Kalitesi: Murat Reis Ayvalık

Bir kaç yazı önce anlattığım ve beklentilerimizi çok da karşılamayan Midilli seyahatinden dönüşte, tatilimizin ikinci yarısı için Ayvalık'ta bulunan, denize sıfır Murat Reis Hotel'ine geçtik. Zamanında Ferit Şahenk'in dedesine ait olan bu otel, aslında ilk olarak 1970'li yıllarda açılarak, büyük düğün ve davetlerin verildiği, Ege'nin en popüler oteli haline gelmiş, ama dedenin vefatıyla birlikte zaman içinde atıl duruma geçerek, 20 sene kadar kapalı kalmış.

Tarihi Rum evleri, otantik dar sokakları, akvaryumu andıran cam gibi denizi, yemyeşil doğası sayesinde Ayvalık; Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Filiz Akın, Cüneyt Arkın, Kadir İnanır, Fatma Girik, Münir Özkul, Zeynep Değirmencioğlu, Ömercik, Sezercik, Sadri Alışık, Hulusi Kentmen gibi, çocukluğumuza renk katan, Yeşilçam'ın en önemli aktör ve aktrislerinin rol aldığı unutulmaz filmlere sahne olmuş. Murat Reis Ayvalık da, bölgede çekilen Yeşilçam filmlerine ev sahipliği yapan en önemli otelmiş o zamanlar...

murat-reis-ayvalik-dogus-grubu-d-hotel

Bir Güzellik Yapıp Kendime Kaş Çizdirdim :)

Bakımlı kadın, illa ki güzel oluyor. Dışardan nasıl görünüyorum bilmiyorum ama görünümüne özen gösteren arkadaşlarımla sohbet ederken anladığıma göre, aslında pek de her daim bakımlı birisi olduğum söylenemez herhalde. Ayda bir homurdana homurdana dip boya için kuaföre giderim, bir kaç ayda bir de, bir-iki paket attırırım o kadar. Hele de şimdi saç kısa ya, uzun uzun fön derdim de yok, oh mis :)

İyi ürünlerle yüzümü yıkamayı, arada bir peeling yapmayı filan severim. Dişlerimi fırçalamadan uyuyamam, hatta diş ipini de sık kullanırım. Asla yüzümde makyajla yatmam, eve gelir gelmez hemen silerim filan, hijyen konusunda çok iyiyimdir de, öyle her banyodan sonra vücut kremleri süreyim, maskeler yapayım, o serum senin, bu vitamin benim filan uğraşayım, selülit kremleriyle at kıllarıyla kalp yönüne doğru masajlar yapayım, her gün ojelerimi tazeleyeyim gibi, hem hevessizlikten, işte böyle derin bakım gerektiren mevzulara, hem zamansızlıktan  çok üşenirim, pek işim olmaz:) 

Geçen sene aldığım kemoterapi seanslarından sonra saç, kaş, kirpik, Allah ne verdiyse artık, hepsi beni bir anda terkedince, "cascavlak" kalmanın da ne demek olduğunu iyi anladım. 

usengec-sef-pembe

Alaçatı'da Enfes Plajıyla Her Şey Dahil Bir Butik Hotel

Havalar ısınıp, deniz mevsimi başladığı andan itibaren, eşimle bizi, güzel ülkemizin 2 güzide noktası, Cem Yılmaz’ın deyimiyle "geeeel! gel" diye çağırmaya başlar :) Biri Bodrum, diğeri de Alaçatı... Senelerce sadece İzmirliler'in sayfiye mekanı olan Çeşme daha göz önündeyken, taş evleri, dar sokakları, butik otelleri, yerel pazarları, her sene düzenlenen ot festivali, devamlı esen rüzgarı ve dünyaca ünlü sörf turizmi ile yıldızı parlayan Alaçatı’nın da, en az ilk göz ağrımız Bodrum kadar müdavimi haline geldik.

alkoclar-exclusive-alacati-usengec-sef


Sıcağı Sıcağına Bir Midilli Yazısı...

Sıkı takipçilerimin bildiği gibi yakın zamanda yapmış olduğum Alaçatı-Bodrum otel turu kapsamında bir çok oteli gezip tesis ve hizmetleri deneyimleme ve sizlerle paylaşma fırsatım olmuştu. Senelerce Yunan adalarını eş-dosttan dinledikten sonra yine eşimin sürpriz son dakika organizasyonu ile yakın olduğu için Midilli ile bir başlangıç yapalım dedik.

Valla arkadaşlar, baştan bir tek şey söyleyeyim, bizim ülkemizde gerçekten tesis, hizmet, lezzet, lüks, imkanlar inanılmaz derecede gelişmiş durumda. Kendi tesislerimizde en basit ve ufak bir eksiklik ya da hatayı kabul etmezken, konu yurtdışı ve özellikle de Yunanistan olunca nedense alışık olduğumuz yüksek standartlarımızdan bir anda ödün verip, eksikleri görmezden gelmeye ve "ama oteller çok ucuz", "yemekler ucuz ve çok daha lezzetli", "doğa bir harika" gibi cümleler kurmaya başlıyor herkes. Bence burada biraz kendimize haksızlık ediyor ve elmalarla armutları karşılaştırıyoruz sanki. Haydi detaylara geçeyim de, neden böyle düşündüğümü daha iyi anlatmış olurum sanırım:)


yunan-adalari-usengec-sef-greek-goddess-model

Godiva İle Mutluluk Hormonları Harekete Geçsin!

2000 yıllık geçmişi olan çikolataya, onun için "Tanrıların Besini" tabirini kullanan Maya Uygarlığı'ndan beridir gösterdiğimiz özel ilgi alaka malumunuz...

Lezzeti bir yana, çikolatanın mutlulukla doğrudan ilgili olduğu, bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçeğe dayandırılıyor. Çünkü kendisi, içerdiği biyokimyasallar ile mutlu hissetmemizi sağlayan "serotonin" hormonunu harekete geçiriyor sağolsunZaten bilinçaltında tatlı yemeyi çoğu zaman kendimize bir "ödül" olarak kodladığımızdan, psikolojik olarak da, insanı ayrıca rahatlattığı da inkar edilemez:) En son eşimin güzel kilo verdiği bir diyet haftasının sonunda, diyetisyeninden ödül olarak heyecanla, bir hamburger, bir dondurma veya ne bileyim bir çikolatalı pasta filan beklerken, onun bize "Eveeet, bu hafta 6 kg vermişiz, bir ödülü hak ettik. O zaman size biiiir...taaaaam...ceviz!" dediğinde yaşadığımız şoku ve düşen omuzlarımızı hala unutamaz, herkese o anları, tekrar yaşarcasına anlatırız. Eee o da bunu bize yapmayacak, diyet yapan insanların duygularıyla oynamayacaktı.:))

El yapımı premium çikolata denilince, dünyanın en prestijli markalarından biri kabul edilen ve Belçika'dan ithal edilen Godiva'nın çikolatalarını tek geçerim. 

godiva-cikolata-sosyete-cemiyet-magazin-egitim

Kempinski Hotel Bodrum'da Bir Yaşıma Daha Girdim! :)

“Halikarnas Balıkçısı”nın hikayesini bilir misiniz? Türk Edebiyatı'nın önemli isimlerinden, ünlü roman ve hikaye yazarı Cevat Şakir Kabaağaçlı,1927 yılında üç yıllığına Bodrum'a sürgüne gönderilir. Güzelliğine hayran kaldığı bu şehirden öylesine etkilenir ki,sürgün süresi bittikten sonra, seve seve 25 yıl daha burada yaşar. Kentin antik dönemdeki ismi olan "Halicarnassuss"dan esinlenerek, "kalem adı" "Halikarnas Balıkçısı" olan Yazar, Bodrum'u öylesine tutkuyla anlatır ki, kristal berraklığındaki denizi, dinlendirici havası ve tablo gibi güzelliğiyle, o dönem başta İstanbullular olmak üzere, tüm gezgin ruhlar buraya akın eder. Düzenlenen mavi turlar sayesinde Bodrum, zaman içinde, iyice popüler hale gelir.

Antik çağda 
İyonyalı ozan Homeros tarafından yazılan "İlyada" ve "Odessa destanlarında  “Ebedi Mavilikler Ülkesi” olarak tanımlanan Bodrum'un, akvaryum görünümlü, buz gibi denizi kadar, az katlı bembeyaz evleriyle ve pespembe begonvilleriyle çocukluğumdan beri, benim gönlümde de yeri çok ayrıdır. Bu yüzden bugün size, "Kempinski Hotel Barbaros Bay"de geçirdiğim ve aslında odamızın balkonundan çekilmiş şu tek bir kare ile bile, "temiz hava, bol güneş ve tablo gibi manzarasıyla", ne kadar keyifli geçtiğini belli eden tatilden izlenimlerimi anlatayım diyorum.

kempinski-hotel-bodrum-beach-usengec-sef